Bir Nesil Göz Göre Göre Kaybediliyor
Konu siyaset değil; konu çocuklarımızın ve gençliğimizin geleceği.
Sevgili okurlar,
Konumuz ekonomi değil, hukuk değil, beka değil… Konumuz daha önemli: var oluş mücadelemiz; yani çocuklarımız, gençliğimiz.
Winston Churchill, 1940 yılında savaş sonrası Avam Kamarası’nda yaptığı bir konuşmada şu sözleri dile getirmiştir: “Bir ülkeyi savaşla elde edemezsiniz; elde etmek istediğiniz ülkenin kültürünü, gelenek ve göreneklerini yok ederek savaşı kazanırsınız.”
Son yıllarda ülkemizde meydana gelen korkunç olaylara baktığımızda, sadece bireysel vakalarla karşı karşıya olmadığımız açıkça görülmektedir. Adeta bir nesil kaybolmuyor; bir nesil çöküşü yaşanıyor.
Türkiye artık gerçekleri gizleyemez duruma gelmiştir. Kimse bu tabloyu yalnızca “eğitim kalitesi düştü” diyerek açıklayamaz. Yaşanan olayları münferit vakalar gibi göstermek de mümkün değildir.
Önce Şanlıurfa’da, ardından Kahramanmaraş’ta yaşanan; okulu basan, şiddete başvuran, hatta can alan çocukların olduğu olaylar tesadüf değildir. Bu tablo, yıllardır göz göre göre büyüyen bir çürümenin sonucudur. Bu, ihmalin değil; sistemli bir yozlaşmanın, duyarsızlığın ve toplumsal çözülmenin sonucudur.
Türkiye’de son 20 yılda sadece ekonomi zayıflamadı, sadece adalet duygusu sarsılmadı; aynı zamanda bir nesil ciddi bir risk altına girdi.
Bu durum sadece bir eğitim sorunu değildir. Bu; ahlak, aile, devlet ve otorite meselesidir.
Bu ülkede sigara reklamlarına sansür uygulanırken, neden şiddet içeriklerine aynı hassasiyet gösterilmiyor? Neden suç ve şiddeti özendiren unsurlar yeterince denetlenmiyor? Neden bu olumsuzluklara karşı mücadele eden duyarlı insanlar zaman zaman yalnız bırakılıyor?
Devlet otoritesinin zayıfladığı, buna karşılık olumsuz rol modellerin güçlendiği bir algının oluşması, toplum açısından ciddi bir tehlikedir.
İşte bu noktada artık çok daha dikkatli düşünmek zorundayız. Winston Churchill’in ifade ettiği gibi; kültürümüzün, geleneklerimizin ve toplumsal değerlerimizin korunması büyük önem taşımaktadır.
Siyasi irade de bu süreçte kendini sorgulamalıdır. Eğitim sistemiyle ilgili sorunlar varsa, sık sık yapılan değişikliklerin etkisi de değerlendirilmelidir. Toplumsal yapıda zayıflama varsa, bunun nedenleri açık şekilde ele alınmalıdır.
Elbette bu durum sadece yöneticilerin değil, ailelerin de sorumluluğundadır. Çocuk yetiştirmek yalnızca maddi ihtiyaçlarını karşılamak değildir. Onlara zaman ayırmak, dinlemek, anlamak ve doğru rehberlik etmek büyük önem taşır.
Toplum olarak hepimize görev düşüyor. Bu mesele bir siyasi tartışma değil; bir gelecek meselesidir. Her ebeveyn, her birey çocuklara ve gençlere sahip çıkmalı; onları şiddet, kötü alışkanlıklar ve zararlı içeriklerden korumak için bilinçli hareket etmelidir.
Aksi halde kaybedilen sadece bireyler değil, bir neslin geleceği olacaktır.
Saygılarımla…