ads
DOLAR 49.34 ₺
EURO 55.08 ₺
STERLIN 65.20 ₺
G.ALTIN 6,615.36 ₺
Ç.ALTIN 10,785.56 ₺
BİLEZİK 6,016.17 ₺
BTC 83,957.76 $
ETH 2,558.54 $
BİST 0.00

    ARAŞTIRMA ÖNERGESİNİ SİZ GETİRİN, BİZ DESTEKLEYELİM

    TEKİRDAĞ
    Yayınlama: Kaynak: Haber Merkezi Muhabir:

    ARAŞTIRMA ÖNERGESİNİ SİZ GETİRİN, BİZ DESTEKLEYELİM

    ARAŞTIRMA ÖNERGESİNİ SİZ GETİRİN, BİZ DESTEKLEYELİM

    CHP Grup Başkanı Öztrak, Fon Vurgunuyla ilgili Meclis Araştırma önergelerinin reddedilmesinin, Saray’ın talimatıyla Meclis denetiminin tıkanması anlamına geldiğini, bunun “açık bir demokrasi gasbı ve milli iradeye ihanet” olduğunu söyledi.

    AK Parti Grubunun, kendi Başkanvekillerinin ifade ettiği gibi “Bu vurgunun siyasi faturasını ödemek istemiyorsa” ve içlerindeki “hırsızlar ve arsızlarla” yollarını ayırdıklarını kanıtlamak istiyorsa, Sarayın TBMM denetiminden kaçmasına izin vermemesi gerektiğini söyleyen Öztrak, “Yoksa onlar da bu soygunun tam ortasında kalırlar. AK Parti Grubu, bu komisyonun kurulmasına bırakın destek olmayı, öncülük etmek zorundadır. Derhal kendileri bir Araştırma Önergesi getirsinler, biz de destekleyelim” dedi.

    Hükümetin yargıyı araçsallaştırdığını, iktidarına tehdit olarak gördüğü her alanda bir sopa gibi kullandığını söyleyen Öztrak, Ankara’da 2 Numaralı Baro Başkanı’nın Baro mensubu 70 arkadaşlarına “ayrıcalık tanınarak” hâkim savcı yaptığını sözleri üzerine, “Bu, yargıda nasıl bir yandaş kadrolaşması olduğunun ikrarıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulu bu konuda derhal bir açıklama yapmalıdır” değerlendirmesinde bulundu.

    Öztrak, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan ama henüz Meclis’e gelmeyen Mekke Antlaşması konusunda da çok ciddi endişeler olduğunu hatırlatarak, “Bu antlaşmanın Türkiye’yi çok hızlı şekilde, sıcak çatışmaların içine itebilecek hükümler taşıdığını görüyoruz. Dışişleri Bakanının bu hususta bir an önce Meclise gelerek, bilgi vermesini bekliyoruz” diye konuştu.

    CHP TBMM Grup Başkanı Öztrak, geçtiğimiz ay patlak veren Finansal Susurluk Skandalı’nın; bir ucu AK Parti Genel Merkezi’ne, bir ucu bürokrasiye ve denetim kurumlarına, bir ucu haramzade yandaş ağlarına, bir ucu da uluslararası varlık fonlarına kadar uzanan Organize Çürümüşlük Üçgenini ortaya koyduğunu söyledi. Öztrak sözlerini şöyle sürdürdü:

    YÖNETİM KRİZİNİN NİHAİ SONUCU

    Bu Büyük Fon Soygunu hukuku çiğneyen, demokrasiyi ayaklar altına almakta sakınca görmeyen, denge ve denetim tanımayan, ucube tek adam rejiminin devleti sürüklediği, ağır yönetim krizinin nihai sonucudur.

    MECLİS ARAŞTIRMASININ ENGELLENMESİ DEMOKRASİ GASBIDIR, MİLLİ İRADEYE İHANETTİR

    Soygunun ortaya çıktığı ilk gün, genel Başkanımızın başkanlığında Ekonomi Masamızı topladık. Vurgunun tüm yönleriyle açığa çıkarılmasının, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde, tüm partilerin katılımıyla kurulacak, bir Araştırma Komisyonu sayesinde mümkün olacağını söyledik. Önergemizi, Meclis açılır açılmaz ilk gündem maddesi olması için, Meclis Başkanlığı’na sunduk. Parlamentonun asli varlık nedeni yasama ve denetlemedir. Açın Meclis’in sitesini; “Yasama” bölümünün hemen yanında “Denetim” bölümü vardır. İcra organının denetlenmesinin, hesap vermesinin yolları gayet açıktır: Yazılı Soru, Genel Görüşme, Meclis Araştırması ve Meclis Soruşturması. Meclis Araştırması, AK Parti temsilcilerinin pişkince iddia ettiği gibi “Bilgi edinmek için yapılan sıradan bir prosedür” değildir. Muhalefetin iktidarın yakasına yapışma, yürütmeyi millet adına hesaba çekme hakkıdır. Saray’ın talimatıyla Meclis denetiminin tıkanması açık bir demokrasi gasbıdır, milli iradeye ihanettir.

    MİLLETİN MASALLARA KARNI TOK

    Bu vurgun, icra organının görevini yapmaması nedeniyle ortaya çıkmıştır. “Vurgunu, sadece icra ve ona bağlı denetim kurumları soruştursun” demek, kuzuyu kurda, kümesi tilkiye emanet etmekten başka bir şey değildir. Saray’ın “Soygunu araştırsın” diye görevlendirdiği Devlet Denetleme Kurulu Başkanı, daha birkaç gün öncesine kadar BİST Yönetim Kurulundaydı. Başkan, müfettişlerine kendi dönemindeki işlemleri, ne kadar tarafsız denetletebilir? Bu denetime kim inanır? Fon vurgununun arkasından “Külliye Yıldızları Karması” çıktı. “Ucu nereye giderse gitsin çözeceğiz” masallarına artık bu milletin karnı tok.

    HIRSIZ İÇERİDEYSE KAPI KİLİT TUTMAZ

    Milletimiz, “Hırsız içeride olunca kapının kilit tutmadığını” bilir… Önümüzde, vurguncu ağının dört bir yanı sardığı, bürokrasinin sessiz kaldığı, düzenlemek ve denetlemekle görevli olanların izlediği, siyasetçilerin de nemalandığı bir tablo var. Bu vurgunun bihakkın sorgulanıp değerlendirildiğine, kamuoyu vicdanının ikna olması, piyasa oyuncularının böyle bir vurgunun bir daha tekerrür etmeyeceğine inanması, güvenin sağlanarak bir bulaşma riskinin önlenmesi için, bu Araştırma Komisyonunun kurulması, vurgunun Meclis tarafından denetlenmesi, buna göz yuman veya ortak olan kamu yöneticilerinin, meclisimize hesap vermesi, bu işin doğru iliklenecek ilk düğmesidir. Ülkemizin önümüzdeki bir yılda, 300 milyar dolara yaklaşan bir dış finansman ihtiyacı var. Bunun temininde aksama olmaması için, Fon Skandalı’nın yarattığı güven krizinin üstesinden gelinmesi, bunun sistemik bir riske dönüşmesinin önlenmesi gerekir. TBMM’de bir Araştırma Komisyonu’nun kurulması, kritik faktör olan, sermaye piyasalarına güvenin yeniden sağlanabilmesi için şarttır.

    AK PARTİ GETİRSİN, BİZ DESTEKLEYELİM

    Diğer yandan, AK Parti Grubu da Grup Başkanvekillerinin söylediği gibi “Bu vurgunun siyasi faturasını ödemek” istemiyorsa, içlerindeki “hırsızlar ve arsızlarla” yollarını ayırdıklarını kanıtlamak istiyorsa, sarayın TBMM denetiminden kaçmasına izin vermemelidir. Yoksa onlar da bu soygunun tam ortasında kalırlar. AK Parti Grubu, bu komisyonun kurulmasına bırakın destek olmayı, öncülük etmek zorundadır. Derhal kendileri bir Araştırma Önergesi getirsinler, biz de destekleyelim.

    KAÇMAK SUÇLULUĞUN TESCİLİ

    Saray, bu Araştırma Komisyonu’nu reddederek demokrasinin köküne bir kez daha kibrit suyu döktü. Korkularının sebebi açık: Suçluların telaşı içindeler. Meclis denetiminden “siyasi linç” kılıfıyla kaçmak, saray vesayetinin parlamentoyu felç ettiğinin kanıtıdır. Tüyü bitmedik yetimin hakkını gözetenler için, hesap vermek onurdur. Temiz siyasetin, siyasi etiğin olmazsa olmazıdır. Kaçmak ise suçluluğun tescilidir.

    EMEKLİNİN SALÇASINDA YAĞ YOK

    Normal bir demokraside; yüzbinlerce vatandaşı mağdur eden, böylesi bir skandalın, halkın temsilcileri eliyle denetlenmesi, Parlamento’nun sorunun çözümüne katkı sunması beklenir. Şimdi Gazi Meclisimizin denetiminden kaçan Sarayın Partisinin sözcüleri; “Dış güçler”, “Cumhurbaşkanımıza saldırıyorlar” hikayeleriyle, “Ezip geçeceğiz” tehditleriyle günü kurtarmaya çalışıyorlar. Bu arada emeklinin salçasında yağ yok. Hala zeytin toplayarak rızkını çıkarmaya çalışan, 66 yaşında bir emekli, “Kendileri fonlardan zengin oldu, onların parasını da şimdi biz ödeyeceğiz” derken gözyaşlarını tutamıyor.

    MAĞDURA BİR PARMAK BALLA BU İŞ ÇÖZÜLMEZ

    Meclisimizin, milletin vekillerinin, bu organize işin içindekilerden, yaptıklarının ya da yapmadıklarının hesabını sormasına, sorumluları ortaya çıkarmasına razı olmazsanız, bu aziz milleti, bu işi onun parasına dokunmadan çözeceğinize, yandaşınızı kayırmayacağınıza ikna edemezsiniz. Sarayın hazırladığı yasa teklifi de bu işi çözmeye yetmez. Vurgun Fonlarının tasfiyesinde, gözetim ve denetimi, soyguna göz yuman SPK’ya havale edeceksiniz. Mağdurlara 1 milyon lira verip, ağızlarına bir parmak bal çalacaksınız. Gerisini belirsizliğe gömeceksiniz. İsteğe bağlı iade hesabı açıp, soygun parasını yatıranlara “Hukuki sorumluluk gelmeyecek” diyeceksiniz. Aklanma garantisi vereceksiniz. Bu yasayla kimsenin gözünü boyayamazsınız. Tüyü bitmedik yetimin hakkına girenleri gizleyemezsiniz.

    ARKA KAPIDAN ELİNİZE TUTUŞTURULANLARLA REZİL OLURSUNUZ

    Burada muhalefet partilerinin de çok daha dikkatli hareket etmeleri gerektiğinin altını çizmek isterim. Siz, “Skandala karışanların listesi elimizde”, “Açıklayacağız ama önce teyit ediyoruz” diye fon mağduru olan yüzbinleri ve kamuoyunu bekletip, sonra hüsrana uğratırsanız, millet de: “Arkadaş siz kimlerle neyin pazarlığını yapıyorsunuz?” diye sorar. “Arka kapı pazarlıkları” yaptıklarınızın, arka kapıdan elinize tutuşturduklarıyla, ele güne rezil olursunuz. Bu iş sululuk kaldırmaz. Siz böyle yaparsanız, denetimden kaçan iktidar partisi de çıkar, “Meclis Araştırma Komisyonu sizin iftiralarınızın aleti olamaz” der. Masumiyet karinesinden dem vurur. Millete hesap vermekten kaçanların değirmenine su taşırsınız.

    ÇÖZÜM İÇİN 4 ADIM

    “Büyük Fon Soygununun” her yönüyle ortaya çıkarılması ve çözümü için atılması gereken dört adımı, bir kere daha hatırlatalım: Bir, SPK başta olmak üzere düzenleyici-denetleyici kurullarda görevini ihmal ya da suistimal eden sorumlular, derhal görevden alınmalıdır. İki, Fonlara 5 milyon liranın üzerinde para yatırıp, vurgundan önceki 2 ayda çekenlerin, tam listesi açıklanmalıdır. Üç, soygunun tüm yönleriyle ortaya çıkarılması için Saray, TBMM tarafından denetlenmeye razı olmalıdır. Denetimden kaçan bir yönetime kimse güvenmez. Dört, Savcılık bu soruşturmayı, mutlaka örgütlü suç kapsamında yürütmelidir.

    BARO BAŞKANININ SÖZLERİ YANDAŞ KADROLAŞMASININ İKRARI

    Milletin alın terini, yandaşların ve çıkar ağlarının kasalarına aktaran, tüm gücü kendinde topladıktan sonra, yönetemeyip altında kalan, ülkeyi yönetme yeteneğini yitirdikçe ceberutlaşan, krizi, kaosu kullanarak, öcülerle korkutarak, seçmenin desteğini sağlamaya çalışan tek kişilik yönetim, dört başı mamur bir “Zorbalar Rejimine” dönüşüyor. Yargıyı araçsallaştırarak, iktidarına tehdit olarak gördüğü her alanda, bir sopa gibi kullanıyor. Dün Ankara’da 2 Numaralı Baro Başkanı, bir televizyon kanalında, bakanlığın baronun referans olduğu “Baro mensubu 70 arkadaşına ayrıcalık tanıyarak”, hâkim savcı yaptığını itiraf ediyor. Bu, yargıda nasıl bir yandaş kadrolaşması olduğunun ikrarıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu bu konuda derhal bir açıklama yapmaya davet ediyorum.

    BAŞKANLARIMIZIN TUTUKLU YARGILANMASINI GEREKTİRECEK DELİL YOK

    Dünyada baskıcı rejimlerle mücadelede, muhalefetin en önemli başlangıç noktası yerelde iktidar olmak, hizmetleriyle ülkeyi de yönetebileceğini göstermektir. İşte bu nedenle, Saray’ın, yargı sopasını ilk vurduğu yer muhalefetin seçimdeki vitrini, belediyeler oldu. Saray, ya milletimizin tertemiz oylarıyla seçtiği CHP’li belediye başkanlarına, araçsallaştırdığı yargıyla saldırıyor, ardından Belediye Meclislerinde alavere-dalavereyle, tehditle belediyeye çöküyor. Ya da milletin vermediği belediyeleri, başkanlarını transfer ederek ele geçiriyor. Bir tarafta, hemşerilerinin iradesine ihanet edenler var. Bir tarafta da yargı eliyle boyun eğdirilmek, itibarsızlaştırılmak istenen, onurlu belediye başkanlarımız var.

    Türkiye Belediyeler Birliği Başkanı ve Mersin Büyükşehir Belediye Başkanımız Vahap Seçer ile Yenişehir Belediye Başkanımız Abdullah Özyiğit’i geçtiğimiz hafta, tutuklu bulundukları cezaevinde ziyaret ettik. İkisi de dimdik ayakta. Bizler, “Tüyü bitmedik yetimin parasını harcayan herkes gerektiğinde bunun hesabını vermeli” diyenleriz. Belediye başkanlarımız da hesap vermeyi bir onur kabul ediyor. Bundan kaçmak, Atatürk’ün emaneti CHP’yi kendilerine siper etmek, akıllarından bile geçmiyor. Buna karşın, mahkemelerin seçilmiş başkanlarımızı tutuklamalarını, görevden alınmalarının önünü açmalarını, başkanlarımızın hemşerilerinin demokratik tercih hakkının gasp edilmesini kabul etmek mümkün değil. Başkanlarımız; Sayıştay denetçilerine, Mülkiye Müfettişlerine her an hesap veriyorlar. Mahkemeler çağırınca ifadeye de gidiyorlar. Tutuklu yargılanmalarını haklı gösterecek somut hiçbir delil yok. Buna rağmen, savcılık bir risk görüyorsa, en fazla adli kontrolle serbest bırakılarak yargılanmaları gerekiyor.  Dünyada da bizde de genel kabul gören, orantılılık ve ölçülülük kriterlerine neden uyulmuyor?

    BU SEÇMEN İRADESİNİN DE GASBIDIR: BAŞKANLARI DERHAL SERBEST BIRAKIN

    Seçilmiş belediye başkanlarımızı, tutuklayarak, görevden alarak, onları seçenlerin iradesi, tercih hakları neden gasp ediliyor? İstisna olması gereken tutuklamayı, bir yargısız cezalandırma ve itibarsızlaştırma aracına çevirdiniz. Kendinize gelince “lekelenmeme hakkı” demeyi biliyorsunuz. Bizim başkanlarımıza gelince, hukukun uygulanmasında ölçülülük ve orantılılık kriterlerini, lekelenmeme ilkelerini, yok sayıyorsunuz. Bu; hakka da hukuka da adalete de aykırıdır. Bu zulümdür. Buradan bir kere daha söylüyorum: Vahap Başkanımızı ve Abdullah Başkanımızı derhal serbest bırakın. Başkanlarımıza ve onları seçenlere zulmetmeyin.

    YEMEĞİ YEMİŞLER, ADİSYONU CHP’YE ÖDETMEYE ÇALIŞIYORLAR

    Bu faslı kapatmadan önce, bir hususa daha değinmek istiyorum. Partimizi kurultayda satın almaya cüret eden, sonra da birbirlerini ihbar ederek, 100 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi’ni, Atatürk’ün bize emanetini, mahkeme kapılarına düşüren, yargının batıllıklarını tescillediği eski yöneticiler, son seçimlerde Belediye başkanlarını, “Nasıl ve neye rağmen aday yaptıkları” ortaya döküldükçe, on parmaklarında on kara panik halinde her yere sürüyorlar. CHP’ye çamur atıyorlar. Bilsinler ki mahcup ederiz. “Sütte leke var, onda yok” dedikten sonra, AK Parti’ye geçen Cemil Tugay’ı “sütü bozuk” ilan etseniz neye yarar? Vefat etmiş genç bir belediye başkanının hatırası arkasına gizlenip, “Ben öyle bir şey demedim” diye yalan söylemeniz ayıptır, günahtır. Arşiv unutmaz… Kendi ses ve görüntüleriyle yalanları yüzlerine vurulanlar, şimdi çıkmışlar, hiç utanmadan, CHP’nin Genel Başkanını, yalan söylemekle suçlamaya kalkıyorlar. Beyefendi yemeği yemiş; adisyonu partimize, CHP’ye ödetmeye çalışıyor.

    BU SÖYLEDİKLERİ SUÇTUR

    Suçluların telaşı içinde laf yetiştirmeye çalışırken de Cumhuriyet Halk Partisi’nin parasıyla yaptırdığı anketleri, buluta koyduklarını ama bulutun şifrelerini, parti yönetimimize devretmediklerini itiraf ediyor. Siz suç işlemişsiniz. Bu suçtur… Bunlar aslında hiç göstermek istemiyorum, bunlar benim hiç yapmak istemediğim şeyler ama maalesef buna zorlanıyoruz. Çünkü karşı taraf ağzına geldiği gibi konuşuyor. Şimdi bir zahmet yine partimizden ayrılırken; örgüt binalarını nasıl tahrip ve talan ettiğinizi de Mustafa Kemal Atatürk’ün yakasındaki altı oklu rozeti, falçatayla söktürecek kadar, partimizden neden nefret ettiğinizi de bir söyleyin. Meclis Grubumuzun hesap kitabı ile ilgili belgeleri, neden teslim etmediğinizi bir izah edin. Grubumuzun bankadaki parasına, milletvekillerinden Anayasa Mahkemesi’ne itiraz için toplanan imzaları, onların rızası dışında kullanarak, katakulliyle nasıl çöktüğünüzü de bir açıklayın. Açıklayın da milletimiz sizin gerçek yüzünüzü görsün.

    MEKKE ANLAŞMASI TBMM’YE GELMELİ, BAKAN MECLİS’İ BİLGİLENDİRMELİ

    Bugün son olarak Mekke Antlaşması’na değinmek istiyorum. Geçtiğimiz ağustos ayında, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında imzalanan, ama henüz Meclis’e gelmeyen Mekke Antlaşması konusunda, çok ciddi endişeler var. Ortadoğu’da da sular yeniden ısınıyor. 5 Ekim tarihinde Riyad’da Mekke İttifakı toplantısı yapıldı. Toplantı sonrasında açıklanan bildiride, “Tarafların ulusal mevzuatlarına uygun olmak kaydıyla, Mutabık kalınan askeri kuvvetleri (…) Suudi Arabistan'a sağlanmasına (…) karar verdiği” söyleniyor. Dışişleri Bakanı bu “Saldırı değil, savunma antlaşması” diyor. Ancak bu antlaşmanın Türkiye’yi çok hızlı şekilde, sıcak çatışmaların içine itebilecek hükümler taşıdığını görüyoruz. Dışişleri Bakanının bu hususta bir an önce Meclise gelerek, bilgi vermesini bekliyoruz.

    TÜRKİYE CİNNET TOPLUMUNA DÖNÜŞÜYOR

    Ülkeyi yönetilemez hale getiren, bu Tek Kişilik Rejimin sebep olduğu krizler, sıkıntılar, zorluklar bir değil, iki değil, on değil… Tek Adam Rejimi, Türkiye’yi tam bir cinnet toplumuna dönüştürüyor. Emniyet mensuplarımız baskıdan canına kıyıyor. Okullarımızda can güvenliği yok… Başakşehir’den Şanlıurfa’ya kadar evlatlarımız ve öğretmenlerimiz okullarda katlediliyor. Binalar durduğu yerde çöküyor, insanlarımız can veriyor. Mazot 100 liraya dayanmış, mutfaktaki yangın arş-ı alaya çıkmış. Asgari ücretli ve emekli açlığa mahkûm edilmiş…Ürünü para etmeyen çiftçi korku içinde, sanayici pes etmiş. Ama milletimizi geçinmek için vurguncu fonlarına mahkûm eden saray rejimi, Tanpınar’ın dediği gibi: “Vatandaşlarına, kendinden başka bir şeyle meşgul olma imkânı vermiyor.” Ülkeyi kriz, kaos ve yolsuzluk bataklığına saplayan bu iktidar değişmeden hiçbir sorun çözülemez. Sorunun kaynağı olanlar, çözümün adresi olamaz. Türkiye’nin bu kaostan çıkışının tek bir yolu vardır: Derhal Seçim! Hemen Seçim!

     

     

     

     

     

     

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code