ads
DOLAR 45.19 ₺
EURO 53.08 ₺
STERLIN 61.61 ₺
G.ALTIN 6,674.87 ₺
Ç.ALTIN 10,931.66 ₺
BİLEZİK 6,097.66 ₺
BTC 75,874.11 $
ETH 2,252.10 $
BİST 0.00

    FETÖ gülen

    SARAY
    Yayınlama: 10 Şubat 2016 Çarşamba 20:58 Kaynak: Haber Merkezi Editör:

    FETÖ gülen

         Böyle bir isim hiç duydunuz mu? Ben, duydum. “Fethullah Terör Örgütü” demekmiş.  Terör, sürekli ülkemizin gündeminde olduğu için,  dört kol iskambil oynayanlara bile, isterlerse Terör Örgütü diyebiliyorlar. Dikkatli olun ha!

    ------------------------------------------------------------------------

        Kimileri önce “Cemaat” daha sonra “Paralel yapı” derken, şimdi “FETÖ” yani Fethullah Terör Örgütü diyorlar. 

        Kimdir bu “Fethullah” derseniz, bilmeyen ve duymayan var mı ki?  Camilerde görevli bir “Vaiz” iken, kendi adıyla dini bir Cemaat kurmuş ve taraftar toplayıp, güçlenmeye başlamış.

         Yüce dinimizi kullanmak para ve itibar getirmeye başlayınca, öteki Cemaatler gibi, onun cemaati de giderek palazlanmaya başlamış.

          Eğitimci olduğum için yakından biliyorum. Önce, eğitime el atmışlar ve Özel Dershanelerle, Özel Okullar açarak, halk diliyle palazlanmışlardı. Sonradan, tabii ki Holding oldular. Bir anımı anlatayım.

          Çok tanınan okullarından biri, Fatih’teki Özel Fatih Lisesiydi. 1994 yılında 19 Mayıs Bayramı için, gösterilerin provasına öğrenci göndermediler. Bendeniz, İstanbul Milli Eğitim Müdürü’ydüm.

          “Bayrama karşı çıktılar.” diyerek, Cumhuriyet Gazetesi peşlerine takıldı. Bakanlık, bu okulun derhal kapatılması için, bana emir verdi.

            Okula gidip, inceleme yaptım ve çok güzel bulduğum okulu kapatmadım. Gerekçesini de Bakanlığa bildirdim. Bu defa da, Cumhuriyet Gazetesi’nin hedefi oldum, ama aldırmadım. 

             Cemaatin, “FEM” adını verdiği Özel Dershanelerini de gezdim, denetledim. Mükemmel buldum. Çünkü, bu dershanelerden herkes memnundu. Onları, ben de destekledim. 

                                       AKP, İKTİDARA GELİYOR

          2002 Kasım ayının başında tek başına iktidara gelen AKP’nin, dışarıdan bir dini Cemaatle ortak olduğunu, benim gibi hiç kimse bilmiyordu.    

             Sonradan “Paralel” adını alan Cemaat, ülkenin idaresini adeta iktidarla beraber götürüyordu. Bu güne kadar anlaşıldığına göre, Cemaat, Eğitimin içinde kök salarken, Orduya da hulul etmiş ve Adaletin de içine girerek, çok sayıda Hakim ve Savcıyı da safına katmıştı.

            Anlatılanlara bakılırsa, çok sayıdaki Hakim ve Savcı ile birlikte, yine çok sayıda ve her rütbede Subay da, Camianın emrinde ve hizmetindeydi.

           Emniyet Teşkilatını da eline geçiren ve adına şimdi FETÖ denilen Cemaat’in, bu teşkilatın içinde de her seviye de adamı vardı. Çünkü, göreve alma ve atamalar, devlet organlarıyla birlikte Cemaat tarafından yapılıyordu.

                                 KUMPAS, KUMPAS, KUMPAS !

       Yine yazılan-çizilenlere ve anlatılanlara bakılırsa, Cemaat Ordu’dan rahatsızdı. 28 Şubat 1997 olayı, yalnız Cemaati değil, iktidarı da rahatsız ediyordu.

         O halde, Orduyu bir ürkütmek ve korkutmak lazımdı. Sonradan adına “Kumpas” denilen, yani sahte ve düzmece olan olaylar başlatıldı.

           Ordu’nun “Balyoz” denilen bir harekatla darbe yapacağı, bunun için plan yaptığı, kimi sahte bilgi ve belgelerle ortaya atılınca, çok sayıda ve her rütbede Subay tutuklanıverdi. Bir, eski Genelkurmay Başkanı bile tutuklandı ve müebbet hapse mahkum edildi.

          Askerlere o kadar ağır ithamlar yapıldı ki, bunların arasında mesela Fatih Camiini bombalayacakları, kendi uçaklarımızı düşürecekleri gibi korkunç iddialar da vardı.

           Yetmedi, aynı ve benzeri iddialarla kimi sivilleri de “Ergenekon” adlı tertiple içeriye tıktılar. Bu kişilerden, haksız yere 5 yıldan fazla bir süreyle hapis yatanlar ve Cezaevinde sağlığını kaybedenler bile oldu.

                                KUMPAS, ORTAYA ÇIKIYOR

         Olayların ve bu haksızlıkların, “Kumpas” yani düzmece olduğu bir Bakan tarafından açıklanınca, her şey ortaya çıktı.

         Anlaşıldı ki, bütün deliller sahte ve düzmeceydi. Savcılar da binlerce sayfalık İddianameler hazırlamış, hakimler bunun üzerine masum insanlara çok büyük cezalar vermişlerdi. Yargıtay da bunlara inanıp, kararları onaylamıştı.

                          AMAAA… KUMPAS’TAN ÖNCE BİR ŞEY OLDU

           Cemaat, 17 Aralık 2013 günü, yandaşı olan Emniyet mensuplarını devreye sokarak, kimi Bakanların evlerini bastırdı.

           Evler, parayla doluydu. O kadar çok para vardı ki, elle saymak zor olunca sahiplenenler “Para Sayma Makinesi” bile almıştı. Paraların hepsi “Rüşvet”ti.

           Bir Bankanın Genel Müdürü de,  evinde 4.5 milyon dolarla basılmıştı. O dönemde, Başbakan olan Tayyip Bay’in de evi basılmak istenmiş, ancak Tayyip Bey çocuklarına ve yakınlarına verdiği talimatla, paraları evden başka bir yere taşıtmıştı.

          Gün boyu süren taşımaya karşılık, akşam vaktinde geriye 30 milyon Euro’nun daha kaldığı, oğlu tarafından söylenmişti.

        Bu olaya ait bütün telefon konuşmaları bir bir tespit edilmiş, onaylanmış ve olayın FETÖ adını verdikleri ve örgüt dedikleri Cemaat tarafından yaptırıldığı açıklanmıştı.

           Hukuk diliyle “Suçüstü” oldukları için, tabii ki rüşvetçi sanıklar tutuklandılar.

                                      SUÇÜSTÜ MÜ, DARBE Mİ?

         Paralarla basılan taraflar, olayı suçüstü değil, bir “Darbe” olarak nitelediler. Ve, suçüstü olanlar, ayarlanan bir başka hakim tarafından hapisten tahliye edilip, paralar da faizleriyle birlikte kendilerine iade ediliverdi. Rüşvetin, bir darbe olduğu da, böylece anlaşılmış oldu.

          Daha sonra da, aldığı bir ceza ortadan kaldırılan bir Savcı da, olay hakkında “Takipsizlik Kararı” verince, Mecliste kurulan Komisyonla, Meclisin AKP’li kanadı da onları akladı.

           Söylenenlere bakılırsa, yaşadığımız alemdeki bütün sular ve bütün kir temizleyici en kuvvetli deterjanlar bile onları paklayamazdı. Paklayamazdı, ama Meclis onları pırıl pırıl yaptı. Breh, Breh, Breh!...

                                      FETÖ, HESAP VERİYOR !

         Bu olayla birlikte, yollar ayrıldı. Fethullah Gülen Cemaati suçlanıp, devletle paralel çalışan bir yapı olarak ilan edilince, ipler koptu.

         Dönemin Başbakanı “İnlerine gireceğiz.” dese de, Fethullah Gülen’i Amerika’dan getirmeleri mümkün olmadı, olmuyor. Buna karşın, öteki yakalananlarla birlikte, onu da gıyabında yargılıyorlar.

                                       KİMDEN YANA OLMALI?

         Tabii ki, doğrudan yana olmak gerekir. Bir Cemaatin ya da bir örgütün, devletin içinde işi ne?

          Öte yandan, devleti yönetenlerin, bu işi yaparken bir örgütle işbirliği yapmaları ve onu yönetime ortak etmeleri hiç doğru mudur?

         Evi soyulan Nasrettin Hoca’ya yüklenenlere karşı, hocanın verdiği cevap akla geliyor. “Hırsızın, hiç mi suçu yok?

         FETÖ’yü suçlarken, iktidarın ya da hükümetin hiç mi suçu yok?

     

     

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code