ads
DOLAR 46.10 ₺
EURO 53.26 ₺
STERLIN 61.58 ₺
G.ALTIN 6,434.38 ₺
Ç.ALTIN 10,572.02 ₺
BİLEZİK 5,897.06 ₺
BTC 62,696.90 $
ETH 1,657.77 $
BİST 0.00

    “PARTİ İÇİ KAVGANIN SARAYDAN BAŞKA KİMSEYE FAYDASI YOK”

    TEKİRDAĞ
    Yayınlama: 8 Haziran 2026 Pazartesi 17:33 Kaynak: Haber Merkezi Editör: Tekin Sönmez

    “PARTİ İÇİ KAVGANIN SARAYDAN BAŞKA KİMSEYE FAYDASI YOK”

    “PARTİ İÇİ KAVGANIN SARAYDAN BAŞKA KİMSEYE FAYDASI YOK”

    CHP’li Öztrak, parti içinde çok başlılığın ve partiyi kutuplaştırmanın, seçim kazanmak için CHP’yi bölmekten başka çaresi kalmayan tek adamın dışında kimseye faydası olmadığını belirterek, “Partimize daha fazla yargı müdahalesine yol açmamak, bir an evvel iktidar yürüyüşümüzü başlatmak için mevcut yönetimle birlikte, sorunları kendi içimizde, istişare ederek çözmemiz gerekir” dedi.

    Butlan öncesi yönetimin 2024 yerel seçimi sonrası izlediği normalleşme stratejisini ve yapılan hataları eleştiren Öztrak, iddialara karşı mutlak inkar ve siyasallaştırmanın tercih edildiğini ifade ederek, “Dönemin yönetimi, mazisi asrı aşan bir partinin laf oyunlarıyla değil şeffaflıkla, hesap vererek, gerektiğinde ‘İddia budur, cevabım budur, belgesi de budur’ denerek yönetileceğini unuttu. Bunu yapmamanın sonuçlarını Manavgat’ta gördük, Uşak’ta gördük. Belediye başkanlarına önce sahip çıkıldı, sonra da kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmek zorunda kalındı” değerlendirmesinde bulundu. Öztrak, “Evet, CHP hepimizin baba evidir ama hiçbirimizin babasının dükkânı değildir” dedi.

    CHP yönetiminin yargı kararıyla görevden alınabilecek noktaya gelmesinin, CHP çatısı altındaki herkesi üzdüğünü kaydeden Öztrak, “İradesini fesada uğratmak için delegeye kamu gücü kullanılarak maddi menfaat sağlandığı, CHP’li belediyelerde iş vadedildiği iddialarını nereye koyacağız? Butlanın başımıza gelmesinde, bu işlere bulaşarak partiyi yargı müdahalesine açık hale getirenlerin hiç mi suçu yok?” diye sordu.

    CHP Grup İç Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. Fıkrasında, “Grup Başkanının, Genel Başkan’a bağlı olarak çalışacağının düzenlendiğini hatırlatan Öztrak, “O halde, ‘Genel Başkan’a grup toplantısı yaptırmam, grubu ben toplarım, ben konuşurum’ demek de ne oluyor? Bu karmaşanın, parti içindeki bu gerilimin saray yönetiminin dışında kime, ne yararı var?” diye konuştu.

    CHP’nin ülkeyi kuran iradenin simgesi, bir konjonktürün değil bir idealin ve bir ideolojinin partisi olduğunu söyleyen Öztrak, “Bu parti, cumhuriyetimizin temel taşıdır. O yüzden, CHP’liler kişisel hırsları uğruna partilerini kendilerine siper etmez, gerektiğinde göğsünü partisine siper eder. Hiçbir CHP’li Atatürk’ün emaneti olan partimizi iktidar olabilmek için sırttan atılması gereken bir bagaj olarak görmez, alternatif parti kurmayı içine sindiremez. Mağduriyete sığınarak CHP’den kaçış planları yapanları milletimiz er geç görür. Bunlara asla itibar etmez!” değerlendirmesinde bulundu.

    Öztrak bir soru üzerine, “Biz içimizde seçilmiş-atanmış tartışması yapacağımıza bir an evvel partiyi mahkemenin elinden kurtarmalıyız. Bir araya gelip birlik olmalı, süratle iktidar yürüyüşüne başlamalıyız. Son 3-4 seçimdir milletimiz verdiği oylarla bizden bunu istiyor” dedi.   

     

    CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında CHP’de butlan kararıyla sonuçlanan süreç ve sonrasında yaşananlar hakkında değerlendirmelerde bulundu. Öztrak şunları söyledi:

    OTORİTER REJİM ZORBALAR REJİMİNE DÖNÜŞÜYOR

    Bundan 8 yıl önce tek kişilik yönetime fiilen geçtik. O gün bugün milletimizin yüzü gülmedi. Saray’ın akıl ve bilimden uzak, seçim kazanmaya odaklı, popülist politikaları yandaşı zengin etti, faturasını da milletimizin sırtına yükledi. Pazar alev alev, mutfaklar yangın yeri. Hayat pahalılığı, işsizlik, yoksulluk milletimizin belini büküyor. Diğer yandan ülkemizde zorbalığa, çarpıtmaya, çıkar ağlarına, yandaş kayırmaya dayanan bir sistem hızla yerleşiyor. İstikrarsızlık ve sürekli kriz çıkarma, bir yönetim biçimi haline geliyor. Otoriter rejim, zorbalar rejimine dönüşüyor. Bu, her alanda olduğu gibi siyasette de kaosa neden oluyor. Partimiz de bundan payına düşeni fazlasıyla alıyor.

    ÇOK BAŞLILIĞIN TEK ADAMDAN BAŞKA KİMSEYE FAYDASI YOK

    Önce şunun altını çizeyim: Mahkeme, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı iptal etmiştir. Dönemin yönetiminin tedbiren görevden uzaklaştırmıştır. Önceki Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu ve parti organlarının görevlerine aynen devam etmelerine karar vermiştir. Bununla ilgili tedbir kararı neticesinde, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanıdır. Partimize daha fazla yargı müdahalesine yol açmamak, bir an evvel iktidar yürüyüşümüzü başlatmak için mevcut yönetimle birlikte, sorunları kendi içimizde, istişare ederek çözmemiz gerekir. Gerginliğin, partiyi kutuplaştırmanın, çok başlılığın, seçim kazanmak için partimizi bölmekten başka çaresi kalmayan tek adamın dışında kimseye faydası yoktur. Mahkemenin tedbir kararının kalkması ve yapacağımız kurultayların hukuken kanuna karşı hile sayılmaktan çıkmasının ardından, sağlıklı bir kurultay sürecinin başlatılmasına bütün partililerimizin, özellikle de seçilmişlerimizin katkıda bulunması gerektiğini düşünüyorum.

    MİLLET CHP’YE FIRSAT VERDİ, YÖNETİM NORMALLEŞTİ

    Partimizin içinden geçmekte olduğu bu sıkıntılı sürece dönemin yönetiminin 2024’ten sonra yaptığı hataların önemli katkısı oldu. 2024 yerel seçimlerinde halkımız, CHP’yi birinci parti yaptı. Saray’ın meşruiyetine sandıkta büyük bir darbe vurdu. Bize de belediyelerimizdeki dürüst ve başarılı hizmetlerle ülkeyi çok daha iyi yönetebileceğimizi kanıtlama fırsatını verdi. Ancak partimizin o dönemdeki yöneticileri her nedense hemen seçim istemek yerine, milletin ekmeğine kan doğrayan tek kişilik rejimin müellifi, rakip partinin genel başkanı Erdoğan’la “normalleşmeyi” tercih ettiler. Ayağına kırmızı halı serdiler. Partimizin gönderine Saray’ın forsunu çektiler. Meclis’te milletvekillerimizin kendisini ayakta selamlamasını istediler. Bunları yaparken de milletvekili grubumuza hiç danışmadılar.

    PARTİ KÖTÜ YÖNETİLDİ, KIRILGANLAŞTIRILDI

    Delegenin iradesinin fesada uğratıldığı iddiasıyla, yargının “yok hükmünde” dediği 38. Olağan Kurultay’da iş başına gelen parti yönetimi tüm partilileri kucaklamak yerine, “Kurultayda bana oy verenler, oy vermeyenler” diye bölmeyi, kutuplaştırmayı tercih etti. Milletvekili grubumuz hep dışlandı. Kurultay’dan sonra geçen 2,5 yılda pek çok kriz yaşandı. Buna rağmen, milletvekillerinin görüşlerini dile getirdiği kapalı grup toplantılarının sayısı bir elin parmaklarını geçmedi. Parti yönetimindekiler milletvekillerinin fikirlerinden çok dokunulmazlıklarına ihtiyaç duyduklarını dile getirmekten çekinmediler. Aynı parti yönetimi, mahalli idare seçimlerinden sonra hemen seçim istemeyeceğini açıklamasına rağmen, “sağ açık, sol açık, teknik direktör” söylemiyle Cumhurbaşkanlığı adaylığı sürecini başlatıp partiyi erken rekabete soktu. Parti kötü yönetildi, kırılganlaştırıldı, sonunda yönetim kendini mahkeme kararıyla görevden aldırmayı becerdi.

    MUTLAK İNKARIN SONUÇLARINI MANAVGAT VE UŞAK’TA GÖRDÜK

    Şimdi hukuku çiğneyenlerin, halkın sofrasındaki ekmeğe göz dikenlerin bir elini bırakıp öbür eline sarılıyorlar. Ama daha önce yönetimlerinde birlikte çalıştıkları partilerinin genel başkanını, pervasızca suçluyor ve yuhalatıyorlar. Önceki yönetimin yaptığı hatalar, Saray’ın ekmeğine yağ sürdü. Artık rekabetçi bir seçimde kazanma imkânının kalmadığını gören saray da, gücünü toplar toplamaz genel seçimlerde en güçlü vitrinimiz olacak yerel yönetimlerimizi itibarsızlaştırma operasyonlarını başlattı. Sarayın bu hamlesine karşı dönemin yönetimi, “mutlak inkâr” ve siyasallaştırma stratejisiyle cevap vermeye çalıştı. Mazisi asrı aşan bir partinin laf oyunlarıyla değil şeffaflıkla, hesap vererek, gerektiğinde, “İddia budur, cevabım budur, belgesi de budur” denerek yönetileceğini unuttu. Bunu yapmamanın sonuçlarını Manavgat’ta gördük, Uşak’ta gördük. Belediye başkanlarına önce sahip çıkıldı, sonra da kesin ihraç talebiyle disipline sevk edilmek zorunda kalındı.

    CHP HEPİMİZİN BABAEVİDİR, KİMSENİN BABASININ DÜKKANI DEĞİLDİR

    Evet, CHP hepimizin “baba evidir” ama hiçbirimizin “babasının dükkânı” değildir. Dönemin genel merkez yönetimi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili iddiaları reddetmeyi partimizin yegâne gündemi haline getirdi. Halkımızın yoksulluğunu, işsizliğini, hayat pahalılığını, dışlanmışlığını ıskalamamıza neden oldu. Meclis Grubumuzu yönetenler de, genellikle iktidarla uyum içinde oldular. Kritik yasa teklifleri engellenmedi. Diğer taraftan, “mutlak inkâr” stratejisi kapsamında art arda yapılan mitingler, sarf edilen çaba bakımından takdire şayan olmakla birlikte etkisiz kaldı. Belediye Başkanlarımızın tutuklanmasına, bir kısmını da iktidar partisi tarafından transfer edilmesine engel olamadı.

    SİYASETTE NEREDE SOYUNDUYSAN ORADA GİYİNECEKSİN

    Bu vesileyle hem partimizi bölmeyi düşünenlere, hem de CHP’den AKP’ye geçen 17 belediye başkanına sesleniyorum… Siyasetin en temel ahlak kuralıdır: “Nerede soyunduysan... orada giyineceksin!” Bugüne kadar kendini CHP’den büyük zannedip başka kapılara sığınanlar, günü kurtarmaya çalışıp yolunu şaşıranlar, siyaset tarihinin tozlu raflarında yerlerini aldılar. Ama cumhuriyetimiz ve onun kurucu partisi CHP her zaman var oldu ve olacak.

    SİYASETİ ATARİ OYUNU SANDILAR

    Kendini mahkemede yok saydıran yönetim, atari salonunda oyun oynar gibi siyaset yaptı. Oyunu kaybettikçe jeton atıp yeniden devam edebileceğini sandı. Önceki genel başkanlarını düşmanlaştırarak parti içindeki hakimiyetlerini sağlamak amacıyla en fazla kullandıkları jeton, butlan tehdidi oldu. Kendilerini yok sayacak “butlanı” dillerine pelesenk ettiler. Mustafa Kemal Atatürk’ün koltuğunda oturan yönetimin mahkeme kararıyla görevden alınabileceği düşüncesini, millet nezdinde sıradanlaştırdılar.

    PARTİYİ YARGI MÜDAHALESİNE AÇIK HALE GETİRENLERİN HİÇ Mİ SUÇU YOK

    CHP yönetiminin yargı kararıyla görevden alınabilecek noktaya gelmesi, bu partinin çatısı altındaki herkesi üzdü. Ama “mahkeme şöyle, önceki yönetim böyle” diyenlere de sorarlar:

    Tamam da, en yakınlarınızın Kurultay’da delegenin iradesini satın almak için operasyon yapıldığına dair itiraflarını ne yapacağız? İradesini fesada uğratmak için delegeye kamu gücü kullanılarak maddi menfaat sağlandığı, CHP’li belediyelerde iş vadedildiği iddialarını nereye koyacağız? Mahkemece sabit görülen seçim ve oylamalara hile karıştırıldığı hususunu yok mu sayacağız? Butlanın başımıza gelmesinde, bu işlere bulaşarak partiyi yargı müdahalesine açık hale getirenlerin hiç mi suçu yok? Atatürk’ün partisinin kapatılacağı söylentilerine “hadi oradan” diyemeyip, alternatif parti kurmaya çalışanların hiç mi sorumluluğu yok? Asırlık çınarımızı, baba evimizi böyle mi savunacağız?

    PARTİYİ TAHRİP EDİYORLAR

    Makamlarından, unvanlarından bir türlü vazgeçemeyenlerin şimdilerde de, Meclis’te paralel Genel Merkez oluşturarak partiyi nasıl tahrip etmeye çalıştıklarını ibretle izliyorum. Baskın bir kapalı grup toplantısı düzenleyip kendini grup başkanı seçtirmek, tanımıyorum dediğin butlan kararını tanıyıp artık genel başkan olmadığını kabul etmektir. Bunu kabul ettikten sonra, genel başkanlık makamını, genel merkez binasını işgal etmenin, partilileri kutuplaştırmanın, çok başlı bir görüntü vermenin neresi partililik? Önceki yönetimin başı, artık genel başkan olmadığını kabul etmişken yönetimin diğer mensuplarının eski unvanlarını kullanarak TBMM Grubunda Genel Merkez’e alternatif yönetim oluşturması neyin nesi?

    İÇ YÖNETMELİK “GRUP BAŞKANI GENEL BAŞKANA BAĞLI ÇALIŞIR” DİYOR

    CHP Grup İç Yönetmeliği’nin 6. maddesinin 2. Fıkrası “Grup Başkanı, Genel Başkan’a bağlı olarak çalışır” diyor. O halde, “Genel Başkan’a grup toplantısı yaptırmam, grubu ben toplarım, ben konuşurum” demek de ne oluyor? Bu karmaşanın, parti içindeki bu gerilimin saray yönetiminin dışında kime, ne yararı var? AK Parti Genel Başkanının ayağına kırmızı halı serenlerin, kendi partilerinin genel başkanının partisinin milletvekili grubuna hitabını engellemeye kalkması da neyin nesi? Butlan kararı kesinleşip tedbir kalkmadığı sürece davayı konusuz bırakacak mahiyette yeni bir kurultayın toplanmasının kanuna karşı hile sayıldığını bile bile “hemen kurultay” deyip işbaşındaki yönetimi hedef göstermenin kime faydası var?

    HİÇBİR HUSUSTA SAMİMİYET GÖREMİYORUM

    Bir taraftan kurultay derken, diğer taraftan da butlan kararı kesinleşirse siyasi kariyerlerinin ne hale geleceğini gören yöneticilerin Yargıtay’a temyiz dilekçeleri vererek süreci uzatmaları, derhal kurultay talebinin ne kadar samimi olduğunu da ortaya koyuyor. Hiçbir hususta samimiyet göremiyorum. Gerginlik yaratarak, parti hukukunu çiğneyerek müeyyideye tabi olmayı, sonra da mağdur edebiyatı yaparak partiden ayrılmayı planlayanlar olabilir. Partimize yapılacak böyle bir kötülüğün, mutlaka engellenmesinden yanayım. Ama partimizin kurumsal kimliğine zarar verecek şekilde kırmızı çizgilerin aşılmasının ve çok başlılığın ne partililerimiz ne de mevcut yönetim tarafından kabul edilemeyeceğini görüyorum.

    BU İDDİALAR LAF EBELİĞİYLE GEÇİŞTİRİLEMEZ

    Genel Başkanlık koltuğunda oturan bir kişinin belediye başkanlarından elden para aldığı, makam araçlarının belediye parasıyla tefriş edildiği, adaylık için rüşvet alınıp verildiği iddiaları, seçilmişlerin özel hayatlarına dair görüntüler, partimizin kamuoyunda ciddi şekilde sorgulanmasına yol açıyor. Dönemin yönetiminin bu süreçten “havludan önce, havludan sonra” diyerek sıyrılmaya çalışması ise tam bir sorumsuzluk. Açıkça ifade ediyorum: Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde bu iddialar asla kabul edilemez. Sessizlikle, laf ebeliğiyle geçiştirilemez.

    YANKI ODALARINDA KÜFÜR ETTİRMEKLE VAR OLAN HATALAR YOK OLMAZ

    Bugüne kadar adeta yok saydıkları milletvekili grubunun arkasına sığınarak da bunların üstü örtülemez. Partimizin rüşvetle, yolsuzlukla, her türlü ahlak dışı ilişki iddialarıyla kirletilmesine, partide çok başlılığa öncelikle milletvekili grubumuz izin vermez. Yankı odasına çevrilen yandaş kanallarda, sabah akşam insanlara küfrettirilerek, algıya oynayıp kuyuyu zehirleyerek var olan hatalar, suçlar yok olmaz.

    ÜÇ FOTOĞRAF ÇEKTİRDİLER, ÜÇ DAKİKADA TERK ETTİLER

    Genel Merkez binamızın devir teslim sürecinde yaşananlar hepimizi çok üzdü. Ama algıyla oynamak için ne kadar ileri gidilebileceğini de gösterdi. Artık Genel Başkan olmadığını kabul eden yönetimin başı partiyi, genel başkanlık makamını, kendilerinden önceki seçilmiş yönetime bırakmak yerine polise teslim etmeyi becerdi. Kendilerini partiye zincirleyeceklerini söyleyenler; yaşlı, genç, kadın, erkek partililerimiz biber gazı yerken, “üç dakikada” ayaklarının ucuna basa basa partiyi terk ediverdiler. Ama mağduriyet senaryosuna malzeme edecekleri “üç kare fotoğraf” çektirmeyi de unutmadılar. Bazılarının gözü o kadar dönmüş ki mahkemeye başvurup 13 yıllık genel başkanlarının ve yönetiminin yerine partiye kayyum atattırmaktan bahsedebiliyorlar. Allah ıslah etsin…

    GİZLİDE GEBE KALAN AŞİKAREDE DOĞURUR

    Kendi partisinin milletvekilleriyle görüşmezken “arka kapı diplomasisi” diyerek, kimlerin kendisine “o benim kahramanım” diyen AK Partililerle, “Güneşin altındaki her konunun” gündemde olduğu baş başa görüşmeler yaptığını, kimlerin Sarayın kim bilir hangi kanadından garantiler almışçasına defalarca “Bileğimi keserim butlan yok” diye açıklamalar yaptığını ibretle izledik. Ne demişler, “Gizlide gebe kalan, aşikarede doğurur.”

    TEMEL SU ALIRSA BİNA AYAKTA DURAMAZ

    Gerçek partililerimize sesleniyorum: CHP bu ülkeyi kuran iradenin simgesidir. Ülkemizin ve cumhuriyetimizin kuruluş ilkelerinin vücut bulduğu kaledir. Bir konjonktürün değil; bir idealin, bir ideolojinin partisidir. Bu parti, cumhuriyetimizin temel taşıdır. O yüzden, CHP’liler kişisel hırsları uğruna partilerini kendilerine siper etmez, gerektiğinde göğsünü partisine siper eder. Hiçbir CHP’li Atatürk’ün emaneti olan partimizi iktidar olabilmek için sırttan atılması gereken bir “bagaj” olarak görmez, alternatif parti kurmayı içine sindiremez. Mağduriyete sığınarak CHP’den kaçış planları yapanları milletimiz er geç görür. Bunlara asla itibar etmez! Bu parti rüşvetle, yolsuzlukla, her türlü ahlak dışı ilişkilerle kirletilirse, temel su alır, bina ayakta duramaz. CHP zayıflarsa otokratlar, cumhuriyetin temellerine saldırma, milletimizin yaşam biçimine müdahale etme cüretini kendilerinde bulur. O halde hiçbir partilimiz, “Ben yoksam, CHP de yok” diyebilecek kadar kibir hastalığına teslim olamaz.

    VAKİT AKLISELİM VAKTİDİR: YARIN BİRLİK İÇİN MİLATTIR

    Yaptıkları hatalarla, partimizin yoluna koskoca bir kaya yuvarladılar. Şimdi, başta bunu yapanlar olmak üzere, herkes bunun üzerinden atlamadan, yanından dolaşmadan taşın altına elini koymalıdır. Bu kayayı hep beraber yolumuzdan kaldırmalıyız. Mutlak butlan kararı ve hemen sonrasında yaşananlar kafa karışıklığı yarattı. Ama artık partiye, CHP’nin kurumsal kimliğine neyin ve hangi yaklaşımların zarar verdiğini açık şekilde görmeye başladık. Vakit, gördüğümüze gözlerimizi yummadan, aklıselimle davranma vaktidir. Bu çerçevede yarınki grup toplantısının da, partimizin birliğini, dirliğini sağlamakta bir milat olması gerektiği kanaatindeyim. Şimdi, milletimizin son üç seçimdir “seni iktidar yapmayı düşünüyorum” dediği CHP’nin iktidar yürüyüşünü birbirimize kenetlenerek yeniden başlatma zamanıdır.

    BU BİR FAZİLET MÜCADELESİDİR

    Bu ucube düzene, bu zorbalar rejimine gidişe son vermek boynumuzun borcudur! Bunun için gömleğin ilk düğmesini doğru iliklemek zorundayız. Bu bataklıktan hızla çıkmak için önce çok başlı yönetim, kavgalı ev görüntüsünü bitirmeliyiz. CHP’nin partiyi kendi kişisel ikballerine siper edenlerin değil, partisine ve kurucu değerlerine göğsünü siper edenlerin ocağı olduğunu dosta düşmana göstermeliyiz. Bunda milletvekili grubumuza çok büyük sorumluluk düşmektedir. Milletvekillerimiz bu süreçte edilgen değil etkin olmalı, partimizi her türlü şaibeden, kirlenmeden korumak, bir arada tutmak sorumluluğunu üstlenmelidir. Bu bir fazilet mücadelesidir. Gerçeğe gözlerini ve kulaklarını tıkamak kolaycıların yoludur. “Hakikat ve dürüstlük” diyenler ise bu yolda her türlü eleştiriyi, sosyal medya linçlerini göze alarak yürür.

    BELDE SEÇİMLERİ MİLLETİMİZİN TROL SİYASETİNE İTİBAR ETMEDİĞİNİ GÖSTERDİ

    Dün yapılan belde seçimleri de kavgalı ev görüntüsüne, trol siyasetine milletimizin itibar etmediğini ortaya koyan bir uyarıdır. Onun için sonraki adım, doğru bir politika hattı ve planlamayla gece gündüz çalışarak, milleti içine düşürüldüğü sıkıntılardan nasıl kurtaracağımızı anlatarak, belediyelerimizin hizmetlerini ön plana çıkararak, Saray kadrolarını sandık yoluyla evine göndermektir. Bu zorbalar rejiminden, bu metal yorgunu 24 yıllık kadrolardan kurtulmak; hakkın, hukukun ve adaletin egemen olduğu bir geleceği hep birlikte kurmak için büyük iktidar yürüyüşünü başlatmaktır. Kaybedecek vakit yoktur. Hepinize saygılar sunuyorum.

    MİLLET BİRLEŞİP İKTİDARA YÜRÜMEMİZİ İSTİYOR

    Toplantının sonunda basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Öztrak, yarın yapılacak grup toplantısıyla ilgili soru üzerine, mevzuat gereği Grup Başkanı’nın Genel Başkan’a bağlı çalıştığını hatırlatarak, “Mevzuat buysa Grup Başkanı Genel Başkanın söylediklerine uymak durumundadır” dedi. Grup toplantısı için 46 milletvekilinin katılımı gerektiğinin belirtilmesi üzerine Öztrak, “Açık grup toplantılarında milletvekilleri sayılmıyor. Ama 46’dan fazla olur” değerlendirmesinde bulundu. Öztrak, atanmış-seçilmiş genel başkan tartışmalarıyla ilgili bir soruya da mahkeme kararının aradaki kurultayları yok saydığını, bu çerçevede Kılıçdaroğlu yönetiminin de seçilmiş bir yönetim olduğunu belirterek, “Biz içimizde seçilmiş-atanmış tartışması yapacağımıza bir an evvel partiyi mahkemenin elinden kurtarmalıyız. Bir araya gelip birlik olmalı, süratle iktidar yürüyüşüne başlamalıyız. Son 3-4 seçimdir milletimiz verdiği oylarla bizden bunu istiyor” dedi.   

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code