ads
DOLAR 49.77 ₺
EURO 55.87 ₺
STERLIN 66.68 ₺
G.ALTIN 6,384.76 ₺
Ç.ALTIN 10,560.44 ₺
BİLEZİK 5,890.59 ₺
BTC 80,855.54 $
ETH 2,379.72 $
BİST 0.00

    “Siyaset Kavga Ediyor, Türkiye Kaybediyor!”

    SARAY
    Yayınlama: Kaynak: Haber Merkezi Muhabir:

    “Siyaset Kavga Ediyor, Türkiye Kaybediyor!”

    “Siyaset Kavga Ediyor, Türkiye Kaybediyor!”

    Türkiye’nin bugün içinde bulunduğu siyasi ve toplumsal tabloyu anlamak için yalnızca bugüne bakmak yeterli değil. Geçmişte yapılan hataları, yıllar içerisinde yerleşen siyasi alışkanlıkları ve toplumun giderek derinleşen ayrışmasını birlikte değerlendirmek gerekiyor.

    1980’li yıllardan itibaren Türkiye’nin siyasi, ekonomik ve toplumsal yapısında önemli değişimler yaşandı. Ülkenin dış politikada karşı karşıya kaldığı baskılar, ekonomik tercihler, iktidarların kararları ve siyasi hesaplar, bugünkü tablonun oluşmasında etkili oldu. Dış güçlerin Türkiye üzerindeki etkisi tartışılabilir; ancak ülkenin geleceğini belirleyen asıl sorumluluğun, bu ülkeyi yönetenlerde ve siyaset kurumunda olduğunu da unutmamak gerekir.

    Peki, aradan geçen onca yıla rağmen neden hâlâ aynı sorunları tartışıyoruz? Neden siyaset, ülkenin sorunlarına çözüm üretmek yerine çoğu zaman yeni tartışmaların ve ayrışmaların kaynağı oluyor?

    SİYASET, HİZMET YARIŞI OLMAKTAN UZAKLAŞTI MI?

    Türkiye’de siyasetin en büyük sorunlarından biri, farklı düşüncelere duyulan tahammülün giderek azalmasıdır. İktidarlar değişiyor, siyasi kadrolar yenileniyor, partiler kuruluyor ve kapanıyor. Ancak siyasi dildeki sertlik, karşı tarafı suçlama alışkanlığı ve eleştiriyi düşmanlık olarak görme anlayışı varlığını sürdürüyor.

    Bir siyasetçi, kendisini eleştiren kişiyi neden hemen karşı cephede görmek zorunda? Bir vatandaş, farklı düşündüğü için neden vatanını daha az seven biri olarak gösterilsin? Bir insanın siyasi tercihi, onun ahlakını, vatan sevgisini ya da inancını ölçmenin aracı olabilir mi?

    Ne yazık ki zaman zaman siyasi tartışmaların merkezinde bu soruların cevaplarını aramak zorunda kalıyoruz.

    Karşıt fikirleri şeytanlaştıran, eleştirenleri hainlikle suçlayan, kendi yanlışlarını görmezden gelirken başkalarının hatalarını büyüten bir siyaset anlayışı topluma zarar veriyor. Çünkü siyaset, yalnızca kendi seçmenine değil, ülkede yaşayan herkese karşı sorumluluk taşır.

    DÜNÜN YANLIŞLARI, BUGÜNÜN SORUNLARI

    Türkiye’nin bugünkü sorunlarını yalnızca mevcut iktidara yükleyerek geçmişte yapılan hataları görmezden gelmek de doğru değildir. Dün ülkeyi yönetenlerin kararları, uyguladıkları politikalar ve yerine getiremedikleri vaatler de bugünün tablosunda pay sahibidir.

    Geçmişte iktidarda bulunanlar, kendi dönemlerindeki yanlışları sorgulamak yerine çoğu zaman sorumluluğu kendilerinden sonraki yönetimlere yükledi. Bugün de benzer bir anlayışla karşılaşıyoruz. İktidarlar değişse bile hataların üzerini örtme, sorumluluktan kaçma ve siyasi başarıyı yalnızca kendine mal etme alışkanlığı değişmiyor.

    Oysa bir ülkenin gelişmesi için geçmişte yapılan yanlışlardan ders çıkarılması gerekir. Yanlış bir politika hangi dönemde, hangi parti tarafından uygulanmış olursa olsun, ülkeye zarar veriyorsa açıkça tartışılmalıdır.

    Siyasette asıl mesele, kimin haklı çıktığı değil, halkın hangi sorununa çözüm üretildiğidir.

    ELEŞTİRİ DÜŞMANLIK, FARKLI FİKİR İHANET DEĞİLDİR

    Bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri, birbirimizi dinleyebilme kültürüdür. Fakat siyasi tartışmalarda çoğu zaman karşımızdakinin ne söylediğini anlamaya çalışmak yerine ona nasıl cevap vereceğimizi düşünüyoruz. Hatta bazen cevap vermekle de yetinmiyor, karşımızdakini toplumun gözünde itibarsızlaştırmaya çalışıyoruz.

    Benim düşüncem doğru, benim partim haklı, benim desteklediğim siyasetçi kusursuz; karşı tarafta bulunan herkes yanlış!

    İşte toplumsal huzuru tehdit eden anlayışlardan biri budur.

    Hiçbir siyasi parti hatasız değildir. Hiçbir siyasetçi eleştiriden muaf tutulamaz. Hiçbir yönetim, sırf seçim kazanmış olduğu için bütün kararlarında haklı sayılamaz. Demokrasi, yalnızca sandığa gitmekten ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda eleştiriye açık olmak, farklı düşüncelere saygı göstermek ve hesap verebilmektir.

    Bir vatandaşın görevi, desteklediği siyasetçinin her yaptığını savunmak değildir. Gerektiğinde yanlışını söyleyebilmek, doğru yaptığında hakkını teslim edebilmek ve ülkenin çıkarlarını parti çıkarlarının üzerinde tutabilmektir.

    KİRLİ SİYASETİN BEDELİNİ KİM ÖDÜYOR?

    Siyasi tartışmaların bitmediği, ancak vatandaşın temel sorunlarının çözüm beklediği bir ülkede hepimizin kendimize sorması gereken sorular var.

    Geçim sıkıntısı yaşayan vatandaşın, iş arayan gencin, geleceğinden endişe duyan öğrencinin, emeğinin karşılığını almak isteyen işçinin ve ayakta kalmaya çalışan esnafın beklentisi nedir?

    İnsanlar kavga eden siyasetçiler değil, sorunlarına çözüm üreten yöneticiler görmek istiyor. Gençler, geleceğini başka ülkelerde aramak zorunda kalmadığı bir Türkiye hayal ediyor. Vatandaş, adaletin herkese eşit uygulandığına, liyakatin önemsendiğine ve kamu kaynaklarının toplum yararına kullanıldığına inanmak istiyor.

    Siyaset, bu beklentilere cevap vermek yerine sürekli bir suçlama ve karşılıklı hesaplaşma alanına dönüşürse kaybeden yalnızca bir parti ya da siyasi lider olmayacaktır. Kaybeden, toplumun tamamı olacaktır.

    Üstelik siyasi kutuplaşma yalnızca Meclis kürsülerinde ya da televizyon ekranlarında kalmıyor. Ailelere, arkadaşlıklara, komşuluk ilişkilerine kadar uzanabiliyor. İnsanlar birbirlerini düşünceleriyle değil, hangi partiye yakın olduklarıyla değerlendirmeye başladığında ortak yaşam kültürü de zarar görüyor.

    Oysa farklı siyasi görüşlere sahip insanlar aynı sokakta yaşıyor, aynı iş yerinde çalışıyor ve aynı ülkenin geleceğini paylaşıyor.

    TÜRKİYE’NİN İHTİYACI YENİ BİR SİYASET ANLAYIŞIDIR

    Artık Türkiye’nin geçmişteki ve bugünkü siyasi yanlışlarla yüzleşmesi gerekiyor. Bu yüzleşme, yalnızca rakip partileri suçlayarak değil, herkesin kendi sorumluluğunu kabul etmesiyle mümkün olabilir.

    Siyasetçinin eleştiriye tahammül etmesi, gazetecinin soru sorabilmesi, vatandaşın düşüncesini özgürce ifade edebilmesi ve hukukun herkese eşit uygulanması bir ülkenin temel ihtiyaçlarıdır.

    Birbirimizin düşüncelerindeki yanlışları ararken doğrularını da görebilmeliyiz. Karşımızdaki insanın her söylediğini reddetmek yerine haklı olduğu noktaları kabul edebilmeliyiz. Çünkü doğru, yalnızca bizim düşüncemizden doğmaz. Bazen en sert eleştiriyi yapan insanın sözlerinde bile dikkate alınması gereken gerçekler bulunabilir.

    Türkiye’nin geleceği, birbirini susturmaya çalışanların değil, birbirini dinleyebilenlerin elinde şekillenecektir.

    SON SÖZ: BU ÜLKE HEPİMİZİN

    Türkiye’yi bugünkü noktaya getiren sorunları yalnızca bir döneme, bir partiye ya da birkaç siyasetçiye bağlamak kolaycılık olur. Geçmişte yapılan hataların da bugün sürdürülen yanlışların da sorgulanması gerekir. Bunun için siyasi sorumluluk kadar toplumsal sorumluluk da önemlidir.

    Bizler de desteklediğimiz siyasetçilerin yanlışlarını görmezden gelir, karşı tarafın her düşüncesini düşmanlık sayar ve gerçeği değil kendi tarafımızın kazanmasını önemsersek bu kısır döngünün devam etmesine katkıda bulunuruz.

    Unutmayalım ki siyasetçiler gelip geçicidir, partiler değişebilir; ancak bu ülke hepimizin ortak evidir.

    Türkiye’nin geleceğini karanlığa sürükleyen şey, insanların farklı düşünmesi değildir. Asıl tehlike, farklı düşüncelerin bir arada yaşamasına tahammül edememektir.

    Peki, sormak gerekiyor: Siyasetçiler kendi hesaplaşmalarını sürdürürken Türkiye nereye gidiyor? Daha da önemlisi, biz bu ülkeyi gelecek kuşaklara nasıl bir miras olarak bırakacağız?

    İlk Yorumu Sen Yaz
    code