Sevgili okurlar,
Bu yazımda devlet ile vatandaş arasında oluşan uçurumları ele almak istiyorum.
Halk ile devlet arasındaki iletişim; kamu otoritesinin kullanımı, toplumsal taleplerin yönetimi ve vatandaşın devlete olan güveni açısından tarih boyunca değişkenlik gösteren, dinamik bir süreçtir. Türk devlet geleneğinde ve modern demokrasi anlayışında bu ilişki farklı boyutlarıyla ele alınmaktadır. Devlet ile toplum arasındaki ilişkiler, kamu otoritesinin nasıl kullanılacağı konusunda devlet kurumları ile halk arasında yürütülen müzakerelere bağlıdır.
Bu bağlamda devleti yönetmekle görevli siyasi iradelerin temel görevi; halkın daha rahat yaşamasını sağlamak, demokrasinin sağlıklı işlemesini temin etmek, ekonomik imkanların toplumun tüm kesimlerine adil şekilde yansımasını sağlamak ve güvenlik ile adaleti herkese eşit uygulamaktır.
Devlet, bu görevlerini yerine getirmek için tüm toplumu kapsayan yasalar çıkarmalı ve bu yasaların uygulanmasını etkin şekilde denetlemelidir.
Günümüzde ise devletin yönetiminde farklı anlayışların öne çıktığı görülmektedir. Yasalar yapılırken tüm toplumu kapsamak yerine, zaman zaman belirli kesimlere hitap eden düzenlemeler ön plana çıkmaktadır.
Siyasi irade, faaliyetlerini basın-yayın organları aracılığıyla halka aktarmakta; “şu yasayı çıkardık, şu kanunları uygulamaya aldık” şeklinde açıklamalarda bulunmaktadır. Ancak sahada yaşanan sorunlar, eksiklikler ve uygulamadaki farklılıklar vatandaş tarafından açıkça hissedilmektedir.
Halk; “derelerimiz kuruyor, balıklar ölüyor, doğa tahrip ediliyor, ormanlarımız yok ediliyor, büyük şirketler zamlarla yaşamı zorlaştırıyor, su kaynaklarımız tükeniyor, önlem alın” derken; siyasi irade çoğu zaman “gerekli yasaları çıkardık, cezaları uyguluyoruz” yanıtını vermektedir.
Oysa uygulanan cezaların, ilgili şirketler tarafından dolaylı olarak yine vatandaşa yansıtılması, sorunun çözümünü daha da karmaşık hale getirmektedir.
Bu noktada ortaya çıkan tablo; vatandaşın kendisini yeterince korunmuş hissetmemesine, devlet ile toplum arasındaki güven bağının zayıflamasına neden olmaktadır.
Sonuç olarak, devlet ile vatandaş arasındaki güvenin yeniden tesis edilmesi; şeffaflık, adalet ve eşitlik ilkelerinin kararlılıkla uygulanmasıyla mümkün olacaktır.