Bir süredir dillerde aynı ifade: “Yeni Türkiye…”
Peki bu “yeni” dediğimiz şey tam olarak ne?
Eğer yeni olan; adaletin terazisinin şaştığı, hukukun kişilere göre eğilip büküldüğü bir düzen ise…
Eğer yeni olan; makamların millete hizmet için değil, kişisel hesaplar için kullanıldığı bir anlayış ise…
O zaman Saray’dan yükselen bu tabloya bakıp sormak gerekiyor:
Gerçekten gurur duyulacak bir “yenilik” mi bu?
Bir şehir düşünün…
Sakin, kendi halinde, insanı birbirini tanır.
Ama o şehirde konuşulanlar artık fısıltı değil, açık bir sorgulamaya dönüşmüş durumda.
“Adalet herkes için mi işliyor, yoksa bazıları için mi duruyor?”
Bir vali düşünün…
Devleti temsil eden en üst makam.
Görevi, vatandaşın hakkını korumak, hukukun işlemesini sağlamak.
Ama iddialar öyle ağır ki…
Konuşulanlara göre; yaşanan olaylar görmezden geliniyor, üstü örtülüyor.
Daha da ötesi, devletin imkânlarının şahsi meseleler için devreye sokulduğu söyleniyor.
Eğer bu iddialar doğruysa…
Sorun sadece bir kişinin tutumu değildir.
Bu, devlet ciddiyetinin zedelendiği bir noktadır.
Çünkü devlet dediğiniz şey;
Bir ailenin, bir çevrenin ya da bir makam sahibinin arka bahçesi değildir.
Hele ki mesele, bir yakının işlediği iddia edilen bir suçsa…
Orada yapılması gereken tek şey vardır:
Adaletin önünü açmak.
Ama eğer adaletin önü kesiliyorsa…
Eğer bazı kapılar başkalarına kapalıyken birilerine sonuna kadar açılıyorsa…
İşte o zaman vatandaşın devlete olan güveni sarsılır.
Saray küçük bir yer olabilir…
Ama burada yaşananlar, aslında büyük bir sorunun yansımasıdır.
Çünkü mesele Saray değil.
Mesele; hukukun herkese eşit uygulanıp uygulanmadığıdır.
Bugün burada sorulan soru nettir:
Devlet, vatandaş için mi var…
Yoksa bazıları için dokunulmaz bir zırh mı?
Ve unutulmamalıdır ki;
Adaletin olmadığı yerde hiçbir “yeni” söylem inandırıcı olmaz.
Yeni Türkiye diyorsanız…
Önce adaleti gerçekten “yeni” yapmak zorundasınız.
Yoksa değişen sadece kelimeler olur,
gerçekler değil.