Buralar sanal dünya; doğruyu yanlış, yanlışı doğru yapar. Bir bakarsın feleğin şaşar.
Beğenilmek, güzel görünmek oldum olası insanoğlunun aklını çelmiştir hep... Onay almak, değerli olduğumuzun hissettirilmesi içgüdüsüyle yanıp tutuşuruz adeta...
— Bugün ne kadar güzelsin.
— Saçların ne kadar hoş görünüyor.
— Makyajın çok güzel olmuş.
— Ateş ediyorsun.
— Çok yakışıklısın.
— Kırmızı sana çok yakışıyor.
Cümleleri ile kendimizden geçer, tekrar güven tazeleriz.
Peki ya edebiyat dünyasında beğenilmek...
Yazdıklarımızın yüzlerce, binlerce kişi tarafından beğenilip okunmasını, kitaplarımızın hep en çok satanlar listesinde kalmasını isteriz. "İyi okuyucu; iyi yazılanların içeriğini, kalitesini anlar" deriz, bunun arkasına sığınırız.
Ancak edebiyat, sanal dünya ile birlikte yazanların okunmasından çok görsel bir şova dönüştü bile çoktan... Kim daha güzel görünecek, kim daha güzel fotoğraf çekimi yapacak, kimler ödül alıp gösterecek; bunun derdindeyiz. Hepimiz sanal dünyaya içerik üretmek için yarışır olduk.
Güzel yazılar, güzel fotoğraflar bir yana; bir de bunların üzerinde oynamıyor muyuz? Ne sen sana, ne ben bana benziyoruz. Duyduğuma göre birkaç cümle ile yapay zekâya şiir, birkaç paragraf ile roman bile yazdıranlar varmış. Beğenmediğimiz yerleri düzeltiveriyoruz. Mesela geçenlerde beğenmediğim fotoğrafıma şapka eklemek istedim. Başıma bir şapka konduruverdim. Aslında isteseydim içinden tavşan da çıkartırdım ya, neyse...
Bir de tabii yayınevlerinin ve siyasetin de yıkayıp yağlayıp parlattığı yazarlar var ya.... Peki, bu yazarlar azıcık tanındıktan sonra bir de özgüven patlaması yaşamıyorlar mı? Küçük dünyaları ben yarattım diyorlar adeta. Sanıyorsunuz ki konusu, teması, içeriği, edebî dili güzel; kendi de güzel ama seni insan yerine bile koymayıp yukarıdan bakanı mı istersin, imza kuyruğunda saatlerce bekleteni mi? İmzalarken telefonla konuşup yüzüne bile bakmadan göndereni mi?
Gerçek sanatçı bunların hiçbiri olmamalı bence. Cümlelerle iyi oynayıp iyi yazmanın yanında mütevazı, alçak gönüllü, iyi bir insan olarak da kalmayı başarmış olması gerekiyor diyorum.
Sonra gazetede basılan yazılarımdan bir köşe yazısı ekliyorum sanal âleme; beğeni sayısı 10’u, 20’yi geçmiyor. Okumak çoğu insana zor geliyor. Okuyanı, yazanı basite alıp çekememek de moda. Efektli güzel bir fotoğraf koyuveriyorum; beğeni sayısı patlama yaşıyor. Şimdi ben nasıl diyeyim "İnsanlar okuyor"...
Bir de tabii beğeneni inceleme tarafımız var. Paylaşımımı kimler görmüş, kimler beğenmiş, kimler beğenmemiş; oturup inceliyoruz ki, kıstasa kıstas yapalım. Bir de bunun için boşa zaman harcıyoruz ya...
Ah yapay zekâ!
Sanal dünya...
Zamanımı çalan YALAN DÜNYA!
İster elbiseni mavi yap, ister beyaz. İçinde gerçek bir "SEN" yoksan neye yarar bütün bunlar beya!