Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve çevre politikaları alanında çalışmalar yürüten Doç. Dr. Emrah Akyüz, Ergene, “Konusu sadece kirli bir nehir meselesi değil, bölgenin meselesini olduğunu” ifade etti.

Doç. Dr. Emrah Akyüz, Ergene Nehri’nde yıllardır devam eden su kirliliğinin yanı sıra çevrede yaşayan vatandaşların günlük yaşamını doğrudan etkileyen ağır koku sorunu, Trakya’daki çevresel baskının en görünür göstergelerinden biri hâline geldi. Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü ve çevre politikaları alanında çalışmalar yürüten Doç. Dr. Emrah Akyüz, Ergene’de yaşanan sorunun artık yalnızca “kirli bir nehir” meselesi olmadığını belirterek bölgenin suyu, toprağı, tarımı, havası ve yaşam kalitesinin birlikte korunması gerektiğini vurguladı.

Türkiye’nin en önemli tarım ve sanayi bölgelerinden biri olan Trakya’nın ekonomik üretim kapasitesi ile çevresel sürdürülebilirliği arasında sağlıklı bir denge kurulması gerektiğini ifade eden Akyüz, özellikle Ergene Havzası’nda uzun yıllardır devam eden çevresel sorunların bölgesel kalkınmanın niteliği açısından yeniden düşünülmesi gerektiğini söyledi.

“Koku da bir çevre kirliliğidir”

Ergene çevresinde zaman zaman hissedilen ağır kokunun yalnızca rahatsızlık veren bir durum olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Akyüz, koku kirliliğinin de yaşam kalitesini doğrudan etkileyen önemli bir çevre problemi olduğuna dikkat çekti:

“Çevre kirliliğini yalnızca gözümüzle gördüğümüz atıklar veya nehirdeki renk değişimi üzerinden değerlendiremeyiz. İnsanların pencerelerini açamadığı, açık havada rahatça vakit geçiremediği ve günlük yaşamında sürekli ağır kokuyla karşı karşıya kaldığı bir yerde ciddi bir yaşam kalitesi probleminden söz ediyoruz. Koku da çevresel yaşam kalitesinin önemli bir göstergesidir. Ergene’de su kirliliğiyle mücadele edilirken koku kirliliğinin kaynakları da belirlenmeli ve bu sorun ayrıca izlenmelidir.”

“Ergene yalnızca bir nehir değildir”

Akyüz, Ergene’nin kirliliğinin nehrin sınırları içerisinde kalan bir çevre problemi olarak görülemeyeceğini belirterek şöyle konuştu:

“Ergene yalnızca içinden su geçen bir nehir değildir. Trakya’nın toprağıyla, tarımıyla, ekosistemiyle ve burada yaşayan insanların yaşam kalitesiyle bağlantılı bir doğal sistemdir. Bir nehrin kirlenmesi yalnızca suyun renginin değişmesi veya kötü kokması anlamına gelmez. Su, toprak, tarımsal üretim, biyolojik çeşitlilik ve insan yaşamı birbirine bağlıdır. Dolayısıyla Ergene’de yaşanan çevresel bozulmayı bütün bu bağlantılar üzerinden değerlendirmeliyiz.”

Akyüz’e göre Trakya’nın güçlü sanayi yapısının çevresel sürdürülebilirlikle birlikte yürütülmesi gerekiyor. Sanayileşmenin bölgeye sağladığı ekonomik katkının önemli olduğunu belirten Akyüz, bunun çevresel maliyetlerin toplumun üzerine bırakılmasını meşru hâle getirmemesi gerektiğini vurguladı.

“Kirletmenin ekonomik bir bedeli olmalı”

“Çevre politikasının en temel ilkelerinden biri ‘kirleten öder’ ilkesidir. Bir işletmenin üretim maliyetini azaltırken ortaya çıkan çevresel maliyeti çiftçiye, bölge halkına veya gelecek kuşaklara yüklemesine izin verilmemelidir. Sanayi üretimi ve istihdam elbette değerlidir; ancak ekonomik kalkınma ile temiz çevre arasında tercih yapmak zorunda değiliz. Asıl mesele, üretimin çevresel maliyetlerini azaltan sürdürülebilir bir sanayi modeli kurabilmektir.”

Akyüz, yaptırımların da gerçek anlamda caydırıcı olması gerektiğine dikkat çekerek, çevreyi kirletmenin maliyetinin çevreyi korumak için yapılacak yatırımdan daha düşük olduğu bir sistemde istenilen dönüşümün sağlanmasının güç olduğunu ifade etti.

“Ergene 24 saat izlenmeli”

Ergene Havzası’nda teknolojiye dayalı sürekli çevresel izleme sistemlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Akyüz, yalnızca dönemsel denetimlerin yeterli olmayacağını söyledi:

“Ergene’de kritik noktalarda su kalitesinin 24 saat takip edildiği güçlü bir izleme sistemi oluşturulmalıdır. Sanayi deşarjları sürekli takip edilmeli, olağan dışı değişiklikler anında tespit edilebilmelidir. Aynı şekilde koku şikâyetlerinin yoğunlaştığı bölgeler ve saatler kayıt altına alınarak kaynağa yönelik incelemeler yapılmalıdır. Teknoloji bize kirliliği meydana geldikten haftalar sonra değil, gerçekleştiği anda tespit etme imkânı sunuyor.”

Bu verilerin mümkün olduğunca kamuoyuna açık olmasının çevre yönetimine duyulan güveni de artıracağını belirten Akyüz, vatandaşların yaşadıkları bölgenin çevresel durumuna ilişkin bilgiye kolaylıkla ulaşabilmesi gerektiğini ifade etti.

“Ergene’nin temizlenmesi yetmez, yeniden yaşayan bir nehir olmalı”

Ergene konusunda başarının yalnızca kirlilik değerlerinin azaltılması üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Akyüz, uzun vadeli hedefin nehrin ekolojik olarak iyileştirilmesi olması gerektiğini söyledi:

“Bizim hedefimiz yalnızca ‘Ergene artık eskisi kadar kirli değil’ diyebilmek olmamalıdır. Çok daha iddialı bir hedef ortaya koymalıyız: Ergene yeniden yaşayan bir nehir hâline gelmelidir. Suyuyla, çevresindeki doğal yaşamıyla ve ekosistemiyle yeniden iyileşen bir Ergene hedeflenmelidir.”

Bunun için sanayi tesislerinde ileri arıtma sistemlerinin etkin kullanımının sağlanması, temiz üretim teknolojilerinin teşvik edilmesi, arıtılmış suyun yeniden kullanımının yaygınlaştırılması, tarımsal kaynaklı kirliliğin azaltılması ve havza genelinde su ve toprak kalitesinin sürekli takip edilmesi gerektiğini belirtti.

“Ergene’yi kurtarmak Trakya’nın geleceğini kurtarmaktır”

Trakya’nın Türkiye açısından taşıdığı stratejik öneme dikkat çeken Akyüz sözlerini şöyle tamamladı:

“Trakya bir taraftan Türkiye’nin en değerli tarımsal alanlarından birine sahipken diğer taraftan güçlü bir sanayi merkezidir. Bu nedenle Ergene’yi korumak çevrecilerin veya yalnızca nehir çevresinde yaşayan vatandaşların meselesi değildir. Bölgenin tarımını, sanayisini, suyunu ve yaşam kalitesini birlikte korumak zorundayız. Ergene’yi kurtarmak Trakya’nın geleceğini kurtarmaktır. Artık her yıl aynı kirliliği, aynı kokuyu ve aynı şikâyetleri konuşmak yerine ölçülebilir hedefleri olan, sonuçları kamuoyuyla paylaşılan ve sorumluluğu açık biçimde tanımlanmış yeni bir çevre seferberliğine ihtiyaç var.”

Çevre politikaları, iklim değişikliği, sürdürülebilirlik ve enerji politikaları alanlarında akademik çalışmalar yürüten Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Doç. Dr. Emrah Akyüz; Çevre Biliminin ABC’si, Dünyayı Kurtar, Temiz Çevrenin Bilimsel Sırları ve Çevre Hakkında Bilinmeyen 100 Bilimsel Gerçek adlı kitapların yazarıdır.