Nazmi METİN · 17.09.2026
Siyaset, yalnızca seçim zamanı ortaya çıkıp eline bayrak almak, birkaç slogan atmak, sosyal medyada birkaç fotoğraf paylaşmak değildir. Siyaset; inandığın değerlerin arkasında durmak, yanlış gördüğün yerde kendi yoldaşına bile doğruyu söyleyebilmek, halkın yanında olmak ve gerektiğinde bedel ödemeyi göze almaktır. Çünkü gerçek partililik, makamın, koltuğun, rozetin ya da çıkarın olduğu yerde değil; zor günlerin ortasında belli olur.
Bugün siyasetin en büyük sorunlarından biri, partililik ile particiliğin birbirine karıştırılmasıdır. Particilik başka şeydir, gerçek partili olmak başka... Particilik yapan insan, partisini kendi çıkarının aracı olarak görür. Kim güçlüyse onun yanında durur. Kim makam sahibiyse onun kapısını çalar. Dün söylediğini bugün inkar etmekten çekinmez. Dün eleştirdiğini bugün alkışlar. Çünkü onun için önemli olan parti programı, ilkeler, halk ya da memleket değildir. Önemli olan kendi konumudur.
Gerçek partili ise başka türlü davranır. O, partisinin yanlışını da görür. Kendi partisinden bir yönetici hata yaptığında bunu söylemekten korkmaz. Çünkü bilir ki partiye yapılan en büyük iyilik, her yapılanı alkışlamak değil; yanlışın karşısında durabilmektir. Gerçek partililik, körü körüne biat etmek değildir. Tam tersine, gerektiğinde “Bu yanlış” diyebilmektir. Çünkü siyaset alkış korusu değildir. Siyaset, halkın sorunlarına çözüm üretme sanatıdır.
Bir siyasi partinin gücü, etrafında ki insanların sayısıyla değil, sahip olduğu ilkelerin ağırlığıyla ölçülür. Eğer bir parti içerisinde kimse yanlış konuşamıyor, kimse eleştiremiyor, kimse yöneticilere soru soramıyorsa orada örgütlü bir siyasi yapıdan değil, korkunun hakim olduğu bir yapıdan söz etmeye başlarız. Parti tabelası aynı kalabilir. Bayraklar aynı yerde durabilir. Rozetler yakalarda olabilir. Ama ruh kaybolmuşsa geriye yalnızca görüntü kalır.
İşte bu nedenle artık particilik oynamayı bırakmak gerekiyor. Gerçek partili olmak; seçimden seçime ortaya çıkmak değildir. Mahallede yaşayan insanın derdini dinlemektir. İşçinin, emeklinin, esnafın, çiftçilerin, gençlerin ve kadınların sorunlarını bilmektir. Halkın arasına seçimden seçime değil, her gün karışmaktır. Gerçek partili olmak; vatandaşın kapısını yalnızca oy istemek için çalmamaktır. Vatandaşın kapısını, “nasılsın” diye sormak içinde çalmaktır.
Siyaset hayatın içinde yapılır. Bir insanın ekmek derdinde, bir gencin gelecek kaygısında, bir esnafın kepenk açma mücadelesinde, bir çiftçinin tarlasında ki alın terinde siyaset vardır. Bunları görmeden yalnızca toplantı salonlarında siyaset yapmak, siyasetin kendisini değil, görüntüsünü yaşamaktır. Birde siyasetin en tehlikeli hastalıklarından biri var. Koltuk siyasetidir.
Koltuk geldiğinde herkes birbirine yakınlaşır. (Hiç bir zaman bunlardan biri olmayın. ) Koltuk gidince sohbetler ve telefonlar, susar. Makam; ihtiyaç varken dostluklar çoğalır. Makam sona erince selam verenlerin sayısı azalır. Oysa gerçek partili, makam varken de yokken de aynı kişidir. Dün yanında olduğu insanı bugün makamdan düştü diye terk etmez. Dün eleştirdiği insanı bugün koltuğa oturdu diye yere göğe sığdıramaz. Çünkü gerçek partilinin ölçüsü makam değildir. Ölçüsü ilkedir.
Bugün bir çok insanın siyasette en büyük yanılgısı, partiyi yöneticilerle özdeşleştirmesidir. Oysa parti başka, o partide görev yapan kişi başkadır. Bir parti başkanını eleştirmek, parti düşmanlığı değildir. Bir parti başkanının yanlışını sorgulamak örgüte karşı çıkmak değildir. Tam tersine, demokratik siyasetin gereğidir. Eğer bizim partiden diye yanlışların üzerini örtersek, yarın o yanlışların hesabını hep birlikte öderiz. Çünkü halkın hafızası güçlüdür.
Halk şunu çok iyi bilmektedir. Siyaset alkış almak için değil, topluma hizmet etmek için yapılır. Son sözümüz, particilik oynamayın. Gerçek partili olun. Partinizin yanlışını daima söyleyin. Yanlışın üzerini örtmek, yanlışı büyümektir. Doğruyu söylemekten korkmayın. Eleştirmekten çekinmeyin. Halkın sesi olun, halkın sesini yöneticilere taşıyın. Yöneticilerin değil, halkın yanında olun. Çünkü günün sonunda makamlar geçer. Koltuğun sahibi değişir. Fotoğraflar unutulur. Sloganlar susar. Ama halkın hafızası kalır.