Nazmi METİN · 21.09.2026
Bir insanla konuşuyorsunuz. Bir konu açılıyor, düşüncenizi anlatıyorsunuz. Karşınızda ki kişi önce sizi dinliyor. Sonra söylediklerinize verecek bir cevabı kalmayınca, tartışmayı başka bir yere çekmek yerine bir anda o cümleyi söyler “ Aynı senin gibi.”
İşte bazen dört kelimelik bu cümlenin arkasında çoğu zaman anlatılacak koca bir hikaye vardır. Çünkü insan, söyleyecek sözü kalmadığında çoğu zaman karşısındakinin söylediklerine cevap vermek yerine, karşısında ki insanı konuşmanın konusu haline getirir. Söylenen sözün doğruluğunu tartışmaz, düşüncenin yanlışını gösteremez, ortaya bir fikir koyamaz; bunun yerine kişiye döner. “Sende aynısın. Sende böyle yapıyorsun. Sen önce kendine bak.” Ve sonunda “Aynı senin gibi” der.
Oysa bir düşüncenin doğruluğu, onu söyleyen kişinin kim olduğuna göre değişmez. Bir insanın hataları olabilir, eksikleri olabilir, geçmişte yanlışları olabilir. Bunların hepsi ayrıca konuşulabilir. Fakat bir kişinin söylediği doğru bir söz, sırf o kişi kusursuz olmadığı için yanlış hale gelmez. İnsanların en büyük yanılgılarından biride budur. Kendisine yöneltilen eleştiriye cevap vermek yerine, eleştiriyi yapan kişinin kusurunu arar. Çünkü cevap vermek zordur; düşünmek kabul etmek ve gerektiğinde “haklısın” diyebilmek daha zordur.
O yüzden bazıları konuşmayı değil, karşısındakini susturmayı tercih eder. Bir insan size bir yanlışınızı söylediğinde, hemen “sende yaptın” demek kolaydır. Ama asıl mesele şudur: Ben yaptım mı? Eğer yaptıysanız kabul edin. Yanlış yaptıysanız düzeltin. Eksikliğiniz varsa tamamlayın. Çünkü insanı büyüten şey, hiç hata yapmamak değildir. Hatasını gördüğünde kendisine bakabilmektir. “Sen de aynısın” cümlesi bazen bir savunma makenizmasıdır. İnsan kendi yaptığıyla yüzleşmek istemediğinde, aynayı karşısındakine çevirmeye çalışır. Böylece kendi hatasını görünmez hale getireceğini düşünür. Fakat hayat böyle işlemiyor. Ayna kime tutulursa tutulsun, gerçek değişmiyor.
Bir insan başkasının hatasını gösterdiğinde, o insanın da hata yapmış olması mümkündür. Fakat bu, konuşulan konuda ki gerçeği ortadan kaldırmaz. İki yanlışın yan yana gelmesi bir doğru oluşturmaz. Üstelik sürekli “ sen de böylesin” diyerek yaşayan insanlar, zamanla çevrelerinde ki insanların kendilerine söyleyecek sözlerini de bitirirler. Çünkü insan bir noktadan sonra anlatmaktan yorulur. Sürekli kendini savunmak zorunda bırakıldığı yerde susmayı seçer. Ve o sessizlik, bazen söylenebilecek en ağır cevaptır.
Aslında sağlıklı bir konuşmanın çok basit bir yolu vardır: Söze değil, söylenen şeye cevap vermek. Bunu neden böyle düşünüyorsun? Diye sorabilmek... Ben bu konuda farklı düşünüyorum diyebilmek... Burada haklı olabilirsin diyebilmek... Ve gerektiğinde, ben de hata yaptım diyebilmek... Bunlar insanın küçülmesi değil, aksine büyümesidir. Çünkü kendisini eleştirebilen insanın başkasının eleştirisinden korkmasına gerek yoktur.
Ne yazık ki bugün bir çok tartışma fikirler üzerinden değil, insanlar üzerinden yürütülüyor. Bir düşünceyi çürütmek yerine düşünceyi söyleyen kişiyi küçümsemek daha kolay geliyor. Bir soruya cevap vermek yerine soruyu soranı suçlamak daha rahat geliyor. Sonra da herkes birbirine aynı şeyi söylüyor. Aynı senin gibi.
Belki de artı bu cümleyi biraz değiştirmek gerekiyor. Sende aynısın demek yerine: Ben nerede yanlış yapıyorum? Diyebilmek gerekiyor. Çünkü gerçek olgunluk, karşımızdakinin kusurunu bulmak değil, kendi kusurumuzla yüzleşebilmektir. Ve bazen insanın karşısındakine verebileceği en dürüst cevap şudur: “Evet belki ben de hata yaptım. Ama şimdi konuştuğumuz şey senin yaptığın.” İşte o zaman tartışma kişiselleşmekten çıkar, düşünceye dönüşür. Çünkü mesele kimin daha kusursuz olduğu değildir. Mesele, kimin gerçeğe daha fazla yaklaşabildiğidir.