Nazmi METİN · 26.10.2026
Bir soru sormak istiyorum. Öyle uzun uzun düşünmenizi gerektirmeyen cevabı aslında hepimizin hayatında saklı olan bir soru: Aldığınız ücretle geçinebiliyor musunuz? Ay sonunu getirebiliyor musunuz? Kiranızı ödedikten, faturalarınızı yatırdıktan, mutfak masraflarınızı karşıladıktan sonra elinizde insanca yaşamaya yetecek bir para kalıyor mu? Çocuğunuz bir şey istediğin de, eşiniz bir eksiklikten söz ettiğinde ya da evinizde aniden gelişen bir masraf çıktığında bütün hesaplarınız altüst oluyor mu?
Eğer bu sorulara gönül rahatlığıyla evet diyemiyorsanız, yalnız değilsiniz. Çünkü bugün milyonlarca insanın ortak derdi, çalışmasına rağmen geçinememek, emek vermesine rağmen hayatını istediği gibi sürdürememektir. Burada sözünü ettiğimiz insanlar tembellik yapanlar, çalışmaktan kaçınanlar ya da hayatın sorumluluklarını üstlenmeyenler değil. Sabahın erken saatlerinde evinden çıkan, akşam yorgun argın dönen, fabrikada, atölyede, tarlada, okulda, hastanede, büroda ve daha nice iş kolunda emeğini ortaya koyan insanlardan söz ediyoruz. Peki, bütün bu emeklerin karşılığı neden insanca bir yaşam olmuyor?
Çalışıyorsunuz ama geçinemiyorsunuz! Eskiden insanlar çalışarak ev sahibi olmayı, çocuklarını okutmayı, bir otomobil almayı, yılda bir kez de olsa tatile çıkmayı hayal ederdi. Bugün ise pek çok insanın hayali çok daha mütevazı bir noktaya geriledi. Ay sonunu borçlanmadan getirmek! İnsanlar artık zengin olmak bir yana, temel ihtiyaçlarını karşılayabilmenin hesabını yapıyor. Alışveriş yerlerine girerken fiyat etiketlerine bakıyor, bir ürünü sepete koymadan önce bir kaç kez düşünüyor. Kasada ödeyeceği tutarı hesaplıyor, bazı ürünleri almaktan vazgeçiyor.
Günümüz temel ihtiyaçları et almak, balık yemek, kaliteli peynir tüketmek, çocuğuna istediği meyveyi almak. Bunlar bir ailenin sıradan ihtiyaçları olması gerekirken, kimi evlerde özel günlere saklanan harcamalara dönüşüyor. Emekçiler çalışıyor, maaşını alıyor, birkaç gün içinde parasının önemli bir bölümünü kiraya, faturalara ve mutfak masraflarına ayırıyor. Geriye kalan parayla ayın geri kalanını tamamlamaya çalışıyor.
Belirlenmiş aylarda maaşınız artıyor, alım gücünüz ne oluyor? Bazen ücretlere zam yapıldığı açıklanıyor. Rakamlar büyüyor, yüzdeler konuşuluyor, toplantılar yapılıyor. Kağıt üzerinde insanın cebine daha fazla para girecek gibi görünüyor. Ancak hayat yalnızca maaş bordrosundan ibaret değildir. Önemli olan, aldığınız ücretle ne kadar ihtiyaç karşılayabildiğinizdir.
Maaşınıza zam geldiğinde kira daha fazla artıyorsa, mutfak masrafları yükseliyorsa, ulaşım ve faturalar bütçenizde daha büyük bir yer tutuyorsa, o zammın size gerçekte ne kazandırdığını sormak zorundasınız. İşte bu nedenle ücretleri yalnızca rakamlarla değerlendirmek yeterli değildir. Gerçek ölçü, o ücretin satın alma gücüdür. Bir insanın maaşıyla kaç aylık kira ödeyebildiğine, mutfak ihtiyaçlarını ne ölçüde karşılayabildiğine, çocuklarının eğitim giderlerini karşılayıp karşılayamadığına ve geleceği için bir miktar para biriktirip biriktirmediğine bakmak gerekir.
Bugün pek çok ailenin bütçesi daha ayın başında ciddi bir sınavdan geçiyor. Barınma, beslenme, ulaşım, elektrik, su, doğal gaz, eğitim ve sağlık... Bunların hiçbiri insanın keyfine göre vazgeçebileceği ihtiyaçlar değil. Bir ailenin başını sokacağı bir eve ihtiyacı var. Karnını doyurması, ısınması, çocuklarını okula göndermesi gerekiyor. Çalışan bir insanın işe gidebilmek için ulaşım masrafını karşılaması gerekiyor. Bunlar lüks değil, hayatın temel gereklilikleri.
Yıllarca çalışmış, ömrünü emeğiyle geçirmiş insanları düşünelim. Emeklilik geldiğinde artık biraz dinlenmek, torunlarıyla vakit geçirmek, eşine dostuna zaman ayırmak ister. Peki aldığı emekli aylığı temel ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyorsa ne oluyor? Çalışma hayatında bitmeyen, mücadele, emeklilikte de devam ediyor. İnsanlar pazarda ki fiyatları takip ediyor, indirim bekliyor, alışverişini en ucuz ürünlere göre düzenliyor. Bazıları yeniden çalışmak zorunda kalıyor.
Aslında emeklilik, insanın yoksullukla baş başa bırakıldığı bir dönem olmamalıdır. Emekli aylığı, insanın geçmişteki emeğinin ve sosyal güvenlik hakkının karşılığı olarak değerlendirilmelidir. Bir toplumun gelişmişliği, yalnızca ekonomik büyüklüğüyle değil, yaşlılarına nasıl bir hayat sunduğuyla da ölçülür. Emekçilerin ve emeklilerinin maaş almakla geçinebilmek aynı şey değildir. Ücretin yüksek görünmesiyle insanca bir hayat sürmek de aynı şey değildir. Ve bir kez daha soralım: Aldığınız ücretle gerçekten geçinebiliyor musunuz? Yoksa her ay biraz daha borçlanarak bir sonra ki maaşı mı bekliyorsunuz?