TEKİN SÖNMEZ · 13.10.2026
Saray’da umre organizasyonları üzerinden komisyon iddiaları: bu işin yasal dayanağı nerede?
“Bir faaliyetin Allah rızası için yapıldığını söylemek, o faaliyetten elde edilen maddi kazancın sorgulanmasını engellemez. Asıl mesele para kazanılması değil; bu kazancın hangi hizmet karşılığında elde edildiği, faaliyetin yasal zemini ve insanlara ne şekilde sunulduğudur.”
Gazetecilikte amaç birilerini memnun etmek değil, kamuoyunu doğru bilgilendirmektir. Eleştiri yapılmalı, sorular sorulmalı; ancak gerçekler ve adalet duygusu daima korunmalıdır.
İnanç, insanların en hassas değerlerinden biridir. Hele ki konu kutsal topraklara gitmek, umre ibadetini yerine getirmek olduğunda insanlar karşısındaki kişiye güvenmek ister. İşte tam da bu güvenin istismar edilmesi ihtimali, üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir meseledir.
Saray’da ve bölgemizde umreye gitmek isteyen vatandaşların bir araya getirilerek seyahat acentalarına yönlendirildiği, bu aracılık karşılığında kişi başına 150 ila 200 dolar arasında komisyon alındığı yönünde iddialar bulunuyor.
Eğer bu iddialar doğruysa sorulması gereken çok önemli sorular var: Kim, hangi yetkiyle bu organizasyonları yapıyor? Hangi yasal belgeye dayanarak vatandaşları bir araya getiriyor? Alınan paraların hukuki ve vergisel durumu nedir? Bu faaliyetler hangi kurumların denetiminde yürütülüyor?
Bunlar sıradan sorular değil. Doğrudan vatandaşın güvenini, inanç özgürlüğünü ve kamu düzenini ilgilendiren sorulardır.
İnsanlara yardımcı olmak başka, insanların inancından yararlanarak kazanç sağlamak başkadır.
Bir vatandaşın umreye gitmesine yardımcı olabilirsiniz. Ona yol gösterebilir, ihtiyaç duyduğu bilgileri verebilirsiniz. Bunlar elbette değerli davranışlardır. Ancak ortada kişi başına yüzlerce dolara ulaşan bir komisyon iddiası varsa, artık mesele yalnızca yardım etmekten ibaret değildir. Burada yapılan işin niteliği, alınan paranın karşılığı ve faaliyetin yasal zemini sorgulanmalıdır.
Bir taraftan kişi başına 150 ila 200 dolar alındığı iddia edilecek, diğer taraftan da yapılan işin Allah rızası için olduğu söylenecek!
Peki, bunun açıklaması nedir?
Allah rızası söylemi, yapılan her işin sorgulanamaz olduğu anlamına mı geliyor? İnanç üzerinden kazanılan güven, maddi menfaat sağlamak için kullanılabilir mi?
Elbette bir hizmet karşılığında ücret alınması tek başına yanlış değildir. Ancak alınan ücretin niteliği, faaliyetin yasal olup olmadığı ve insanlara neyin nasıl anlatıldığı açıkça ortaya konulmalıdır. Bir işin Allah rızası için yapıldığını söylemek, o işi hukukun ve denetimin dışına çıkarmaz.
İnanç, kimsenin kişisel kazancına kalkan yapılmamalıdır. Kutsal değerler, ticari faaliyetin üzerini örtmek için kullanılmamalıdır.
Türkiye’de seyahat acentalığı faaliyetleri, 1618 sayılı Seyahat Acentaları ve Seyahat Acentaları Birliği Kanunu başta olmak üzere ilgili mevzuat kapsamında yürütülüyor. Seyahat acentalarının gerekli işletme belgesine sahip olması ve faaliyetlerini mevzuata uygun şekilde gerçekleştirmesi gerekiyor.
Burada sorulması gereken şudur: Seyahat acentası olmayan kişiler, umre organizasyonlarına hangi kapsamda aracılık ediyor? Bu kişiler yalnızca tanıtım ve yönlendirme mi yapıyor, yoksa mevzuat gereği yetki ve belge gerektiren faaliyetlerde mi bulunuyor?
Bu ayrımın ilgili kurumlarca açıklığa kavuşturulması gerekiyor.
Ayrıca komisyon alındığı iddiası da kendi başına bir suçun kanıtı değildir. Ancak bu ödemelerin hangi hizmet karşılığında yapıldığı, nasıl belgelendirildiği ve vergisel yükümlülüklerin yerine getirilip getirilmediği araştırılmalıdır.
Çünkü bu ülkede küçük bir esnafın kazancı da, büyük bir işletmenin geliri de hukuk ve vergi düzeni karşısında değerlendirilir. Hiç kimse yaptığı işi kutsal bir amaçla ilişkilendirerek denetimden muaf olduğunu düşünmemelidir.
Umreye gitmek isteyen vatandaşlarımız, çoğu zaman hayatları boyunca biriktirdikleri parayla kutsal topraklara gitmenin hayalini kuruyor. Bu insanlar güvenmek, ibadetlerini huzur içinde yerine getirmek istiyor.
Onların inançlarını, iyi niyetlerini ve güven duygularını kişisel menfaat için kullanmaya kimsenin hakkı yoktur.
İnanç üzerinden güven kazanıp bu güveni kazanca dönüştürmek, ardından da her şeyi Allah rızası söylemiyle açıklamak kabul edilebilir bir yaklaşım değildir.
Burada kimseyi peşinen suçlamak istemiyoruz. Ancak iddialar varsa bunların üzeri de örtülmemelidir. Kimlerin hangi sıfatla faaliyet gösterdiği, komisyon alınıp alınmadığı ve yapılan işlerin yasal koşullara uygun olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Saray’da ve bölgemizde umre organizasyonlarına aracılık ettiği belirtilen kişilerin faaliyetleri, ilgili mevzuat çerçevesinde yetkili kurumlar tarafından incelenmelidir. Gerekli görülmesi hâlinde TÜRSAB, ilgili bakanlık birimleri ve vergi idaresi kendi görev alanları kapsamında değerlendirme yapmalıdır.
Vatandaş da parasını kime, hangi hizmet karşılığında verdiğini bilmeli; ödeme ve sözleşme belgelerini talep etmeli, organizasyonu gerçekleştiren acentanın yetkisini kontrol etmelidir.
Son sözümüz açık:
Allah’ın adını anmak başka, Allah’ın adını kullanarak menfaat sağlamak başkadır!
İnanç değerlidir. Güven değerlidir. Kutsal topraklara gitme hayali kuran insanların temiz duyguları ise hiç kimsenin kişisel kazanç hesabına malzeme edilemez.
Bu ülkede herkesin inancına saygımız var. Ama inanç üzerinden yürütüldüğü iddia edilen ticari faaliyetlerin de hukuk karşısında açıklanması gerekir.
Çünkü Allah rızası söylemi, hiçbir faaliyete sınırsız dokunulmazlık sağlamaz. Asıl olan, söylenen söz değil; yapılan işin doğruluğu, dürüstlüğü ve hukuka uygunluğudur.