“Çakalın sözü süslü olur, ama gerçeği hep aslan taşır.”
Bir zamanlar, ormanın derinlerinde bir aslan yaşarmış.
Güçlü, gururlu ve adaletli bir aslan…
Onun gölgesi bile diğer hayvanlara güven verirmiş.
Kimseye haksızlık etmez, her canlının payını adaletle dağıtırmış.
Ormanda herkes bilir ki, eğer bir mesele varsa aslan çözer, çünkü onun terazisi eğrilmez.
Ama bir gün ormana bir çakal gelmiş. Kurnaz, korkak ama dili tatlıymış.
Önce tilkilerle dostluk kurmuş, sonra tavşanlara yaklaşmış, en sonunda aslanın bile dikkatini çekmeyi başarmış.
Çakalın bir özelliği varmış: Gerçeği eğip bükmede usta.
Her sözü öyle güzel süsler, öyle bir dille anlatırmış ki, yalanı bile bal gibi gösterirmiş.
Gün gelmiş, ormanda bir kavga çıkmış. Kimisi demiş “Aslan haksız.” Kimisi “Çakal haklı.”
Aslan şaşırmış. Çünkü o, hayatında ilk kez kendi doğruluğunu savunmak zorunda kalmış.
Çakal ise her gün bir yalanla ormanın düzenini bozuyor, hayvanları birbirine düşürüyormuş.
Aslan, sabırla beklemiş. “Gerçek eninde sonunda ortaya çıkar,” demiş.
Ama çakalın yalanları ormana öyle yayılmış ki, artık kimse kimin doğru söylediğini bilemez olmuş.
Herkes kendi çıkarına göre aslanı ya yüceltmiş ya da taşlamış.
Bir gün çakalın yalanı kendi kuyruğuna dolanmış. Ormanda kurduğu hileli düzen çökmüş.
Tilkiler, tavşanlar ve kurtlar birbirine düşmüş. O zaman herkes anlamış: Aslanın adaleti sustuğunda, orman karanlığa gömülürmüş.
Çünkü aslanın sessizliği bile bir anlam taşırmış; bazen sabır, bazen sınav.
Aslan, sonunda çakalı yanına çağırmış. “Ey çakal,” demiş, “senin kurnazlığın benim adaletim kadar güçlü olamaz.
Çünkü sen korkudan yalan söylersin, ben ise inançtan susarım.
Senin sözün kulağa hoş gelir ama içi boştur. Benim sözüm ağır gelir ama gerçeğin taşını taşır.”
Çakal başını eğmiş, ama yine de içinden geçeni saklamış.
Çünkü yalan, bir kez yüreğe girince, oradan çıkmak bilmez.
Aslan, ormana dönmüş ve şöyle demiş: “Bir halkın içinde çakallar çoğaldıysa, orada adaletin sesi kısılmış demektir.
Çakalın dili tatlıdır ama niyeti acıdır. O yüzden halk, çakalın hikâyesine değil, aslanın sessizliğine kulak vermelidir.”
Ve o günden sonra ormandaki hayvanlar, ne zaman bir yalan duysalar birbirlerine hatırlatırlarmış: “Çakalın sözü süslü olur, ama gerçeği hep aslan taşır.” ALINTI.
HALKI UYANDIRMAK
" Köyde bir horoz vardı, her sabah bağırıp dururdu.
Birgi in sesi kesildi. Sahibine
Horozun sesi neden gelmiyor ?
Dedi: Cemaat şikayet etti, bizi uyandırıyor, bırakmıyor ki uyuyalım ben
de kafasını kestim.
O gün anladım ki, halkı uyandırmak
isteyenlerin başını kesiyorlar.
Muhammed Hüseyin SEHRiYAR