TÜRKİYE’Yİ İÇERİDEN KİMLER KİLİTLİYOR?
Türkiye yerli emperyalistlerin gölgesinde ne kadar yürüyecek? Yıllardır değişen iktidarlar değil, değişmeyen güç odakları Türkiye’nin kaderini belirliyor. Asıl sorun dışarıda değil, içeride büyütülen yapılar.
Türkiye’nin meselesi yalnızca dış güçler değil. Belki de asıl mesele, içeride kök salmış, kendi çıkarını milletin üstünde gören “yerli emperyalist” yapılardır.
1950’lerden bu yana bu ülke sandıkla yönetildiğini zannederken, perde arkasında başka ellerin yön verdiği bir düzen içinde sıkışıp kaldı. İktidarlar geldi, geçti… Ama sistem değişmedi. Çünkü sistemin sahipleri değişmedi.
Her kim ki bu düzeni zorlamaya kalktı, karşısında aynı duvarı buldu. Farklı isimler, farklı dönemler… Ama aynı zihniyet. Türkiye büyümesin, güçlenmesin, kendi ayakları üzerinde durmasın diye çalışan bir yapı. Üstelik bu yapı dışarıdan ithal değil; içeride beslenen, büyütülen ve zamanla dokunulmaz hale getirilen bir yapı.
Bugün hâlâ aynı tabloyu görüyoruz. Ekonomide atılan bir adım, siyasette yapılan bir hamle ya da milli çıkarları önceleyen bir politika… Anında içeriden dirençle karşılaşıyor. Bu bir tesadüf mü? Elbette değil. Bu, yıllardır kurulan düzenin doğal sonucudur.
Türkiye’nin önündeki en büyük engel artık açıkça görülmelidir: Kendi ülkesinin büyümesini istemeyen, çıkarını milletten üstün tutan bu yerli güç odaklarıdır. Bunlar, gerektiğinde dışarıyla iş tutan, gerektiğinde içeride kriz üreten yapılardır.
Bu ülke defalarca denendi. Sabırla, umutla, mücadeleyle… Ama her seferinde aynı noktaya çekilmek istendi. Çünkü bazıları için güçlü bir Türkiye değil, kontrol edilebilir bir Türkiye daha değerlidir.
Artık bu döngünün kırılması gerekiyor.
Türkiye, kendi içindeki bu görünmez zincirleri kırmadan gerçek anlamda bağımsız olamaz. Sadece siyasi bağımsızlık yetmez; ekonomik, bürokratik ve zihinsel bağımsızlık da şarttır.
Bu ülkenin kaderi birkaç ayrıcalıklı grubun çıkarlarına teslim edilemez.
Milletin iradesi gerçekten hâkim olacaksa, önce bu yerli emperyalist düzen sorgulanmalı, ardından da tasfiye edilmelidir.
Çünkü mesele artık bir siyasi tercih değil, bir varoluş meselesidir.