Bazı cümleler vardır, kısa olur ama yükü ağırdır. “Fatma Kurtulamadı” da onlardan biri. Bir haber başlığı gibi görünür ilk bakışta, sıradan geçip gidilecek bir ifade. Ama içine eğildiğinizde bir hayatın, bir mücadelenin, bir yalnızlığın bütün ağırlığını taşır. Çünkü kurtulamamak, sadece bir son değil; çoğu zaman uzun bir sürecin, ihmalin, sessizliğin ve çaresizliğin sonucudur.
Fatma, bu hikayede sadece bir isim değil. O, hayatın kıyısında kalmış, sesi duyulmayan, derdi anlaşılmayan insanların ortak adıdır. Herkesin bir şekilde tanıdığı ama aslında hiç tanımadığı biri. Güler yüzünün ardına sakladığı yükleri kimsenin fark etmediği, iyi olduğu varsayılan ama içten içe tükenen bir insan.
Fatma, hayatın kıyısında yaşayanlardan biriydi. Büyük hayalleri yoktu belki ama küçük mutlulukları vardı. Bir bardak çayı İçerken akşam serinliğinde pencereden sokağı izlemekti. Onun dünyası buydu. Ama bu sade dünyanın içinde büyüyen görünmez bir yük vardı. Kimse fark etmedi. Çünkü bizler, genelde dışarıdan bakmayı tercih ederiz. İnsanların iç dünyasını merak etmek, sorumluluk ister; empati ister. Biz ise çoğu zaman yüzeyde kalmayı seçeriz.
Fatma’nın gözlerinde bir yorgunluk vardı. Bunu fark edenler oldu elbette. Ama çoğu kişi bunu hayatın olağan yükü sandı. Herkesin derdi var dediler geçtiler. Oysa bazı dertler vardır ki insanın içine çöker, orada büyür ve zamanla insanı tüketir. Fatma’da o dertlerin altında ezildi. Sessizce, kimseyi rahatsız etmeden.
Toplum olarak en büyük eksiklerimizden biride budur. Görmek istediğimizi görürüz. Bir insanın yardım istediğini anlamak için illa bağırmasını bekleriz. Oysa en derin acılar çoğu zaman sessiz yaşanır. Fatma belki de defalarca yardım istedi. Ama bunu kelimelerle değil, bakışlarıyla, suskunluğuyla yaptı. Biz o dili okuyamadık.
Belki bir dostu onunla daha derin sohbet etseydi, belki birileri daha fazla etkilenseydi. Belki sonuç farklı olurdu. Ama belki kelimesi, kaybedilen hayatları geri getirmez. Sadece vicdanlarda yankılanır. Ve biz o yankıyla yaşamaya devam ederiz.
Fatma’nın hikayesi sadece bir kişinin hikayesi değil aslında. O, bu toplumda gözden kaçan, sesi duyulmayan, yükü fark edilmeyen herkesin simgesidir. Her mahallede bir Fatma vardır. Belki yan komşunuzdu, belki iş yerinizde, belki de ailenizin içinde. Onları fark etmek, sadece bir insanı değil, bir hayatı kurtarmak demektir. Ama biz çoğu zaman geç kalırız. Çünkü modern hayat bizi duyarsızlaştırdı. Sosyal medyada yüzlerce hikaye okur veya izleriz ama gerçek hayatın hikayelerini kaçırırız. Fatma’nın hikayesi de bu kaybolan gerçeklerden biriydi.
Fatma’yı kurtaramadık, demek kolaydır. Zor olan, neden kurtaramadığımızı sorgulamaktır. Bu cümle, bir son değil; bir yüzleşmedir. Kendi ihmallerimizle, görmezden geldiklerimizle, sustuklarımızla karşı karşıya kalmaktır. Çünkü her kaybedilen hayatın arkasında biraz da toplumun payı vardır. Belki de artık şunu sormamız gerekiyor. Bir sonra ki Fatma’yı kurtarabilecek miyiz? Yoksa yine geç mi kalacağız.