ads
DOLAR 44.86 ₺
EURO 52.95 ₺
STERLIN 60.83 ₺
G.ALTIN 6,942.79 ₺
Ç.ALTIN 11,352.06 ₺
BİLEZİK 6,332.16 ₺
BTC 74,531.06 $
ETH 2,281.98 $
BİST 0.00
    ads

    TEKİN SÖNMEZ

    TEKİN SÖNMEZ

    Güven Erozyonu: Toplum Neden Birbirine İnanmıyor?

    Yayınlama: 20 Nisan 2026 Pazartesi 16:30 Okunma: 20

    Ekonomik kırılganlık, kurumsal zafiyetler ve belirsizlik ortamı, toplumda güven duygusunu hızla aşındırıyor. İnsanlar artık sadece bugünden değil, yarından da endişe duyuyor.

    Toplumların ayakta kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri güvendir. Güven varsa birlik vardır, üretim vardır, gelecek vardır. Ancak bugün Türkiye’de en çok aşınan değerlerin başında ne yazık ki güven geliyor. İnsanlar artık birbirine karşı daha mesafeli, daha kuşkucu ve daha temkinli.

    Bu noktaya nasıl gelindi? Sorunun en önemli başlıklarından biri hiç kuşkusuz ekonomik kırılganlık. Gelir dağılımındaki adaletsizlik, artan hayat pahalılığı ve iş güvencesinin zayıflaması, bireylerin hem kendilerine hem de çevrelerine olan inancını zedeliyor. İnsanlar yarın ne olacağını kestiremiyor. Bu belirsizlik ise doğrudan güvensizlik üretir.

    Yapılan araştırmalar da bu tabloyu doğrular nitelikte. Gelir seviyesi yüksek, kurumsal yapılarla daha güçlü bağ kurabilen kesimlerde güven oranı daha yüksek. Ancak düşük gelir grubunda ve iş güvencesi olmayan bireylerde güvensizlik duygusu çok daha yaygın. Çünkü ekonomik istikrarın olmadığı yerde psikolojik güven de barınamaz.

    Gelişmiş ülkelere baktığımızda ise tablo biraz farklı. Onlar da kriz yaşıyor, onlar da ekonomik dalgalanmalarla karşılaşıyor. Ancak güçlü kurumlar ve sistemler sayesinde bu süreçleri daha kısa sürede atlatabiliyorlar. Bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde ise bu kırılganlıklar uzun sürüyor ve toplum üzerinde daha derin izler bırakıyor.

    Bir diğer önemli konu ise üretim ve teknoloji. Katma değeri yüksek üretim yapan, teknoloji geliştiren ülkeler ekonomik olarak daha dirençli oluyor. Bu da doğrudan toplumsal güveni besliyor. Türkiye’de bu alanda atılan adımlar elbette var, ancak yeterli mi? İşte asıl tartışılması gereken konu bu.

    Unutulmaması gereken bir gerçek var: Güven, bir toplumun görünmeyen ama en güçlü sermayesidir. Eğer bu sermaye erirse, ne ekonomi ayakta kalır ne de sosyal yapı. Güveni yeniden inşa etmek ise sadece ekonomik iyileşmeyle değil; adaletin, liyakatin ve şeffaflığın güçlendirilmesiyle mümkündür.

    Bugün en çok ihtiyacımız olan şey; birbirimize yeniden inanabilmek… Çünkü güven yoksa, hiçbir şey tam anlamıyla var değildir.