ads
DOLAR 46.10 ₺
EURO 53.25 ₺
STERLIN 61.58 ₺
G.ALTIN 6,434.55 ₺
Ç.ALTIN 10,572.02 ₺
BİLEZİK 5,897.06 ₺
BTC 62,698.80 $
ETH 1,657.82 $
BİST 0.00

    TEKİN SÖNMEZ

    TEKİN SÖNMEZ

    Türkiye’de Genelde ve Yerelde Siyasette Yalan

    Yayınlama: 8 Haziran 2026 Pazartesi 17:55 Okunma: 9

    Siyasetin temelinde güven vardır. Güvenin olmadığı yerde ne demokrasi güçlenir ne de toplum geleceğe umutla bakabilir. Ancak ne yazık ki Türkiye’de uzun yıllardır siyasetin en büyük hastalıklarından biri, yalanın ve algının gerçeklerin önüne geçirilmesidir.

    Bugün siyaset yapan bazı isimler için yalan, adeta bir seçim stratejisi, bir propaganda aracı, hatta bir sermaye haline gelmiştir. Gerçeklerle başarı elde edemeyenler, olmayan hizmetleri olmuş gibi göstermeye, yapılamayacak vaatleri yapılacakmış gibi anlatmaya ve toplumu sürekli hayal satmaya çalışmaktadır. Seçim dönemlerinde verilen sözlerin büyük bölümü seçim sandığı kapandıktan sonra unutulmakta, vatandaş ise bir sonraki seçimde yeni yalanlarla yeniden ikna edilmeye çalışılmaktadır.

    Bizim siyasi kültürümüzde maalesef "siyaset eşittir yalan" anlayışı yıllardır yerleşmiştir. Bu nedenle doğruyu söyleyen, gerçekleri olduğu gibi ifade eden siyasetçiler çoğu zaman geri planda kalırken, en büyük vaatleri verenler daha fazla ilgi görmektedir. Oysa gerçek liderlik, kulağa hoş gelen sözler söylemek değil; zor da olsa doğruları ifade edebilmektir.

    Siyasette "tatlı yalan" diye bir kavram üretildi. Oysa dürüst insanlar için yalanın tatlısı da olmaz, acısı da olmaz. Yalan, yalandır. Toplumu kandırmanın, seçmeni yanıltmanın, insanların umutlarını siyasi çıkar uğruna kullanmanın hiçbir ahlaki açıklaması olamaz.

    Daha da vahimi, yalan söyleyen siyasetçilerin çoğu zaman hiçbir bedel ödememesidir. Dün söylediğini bugün inkâr eden, bir yıl önce savunduğunun tam tersini bugün savunabilen, verdiği sözleri unutup hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eden siyasetçiler hâlâ alkış alabiliyor. Bu durum yalnızca siyasetçilerin değil, toplumun da sorgulaması gereken bir problemdir.

    Yerel siyasette ise durum zaman zaman daha da vahim hale gelmektedir. Yapılmayan hizmetler yapılmış gibi anlatılmakta, eksikler başarı hikâyesi olarak sunulmakta, vatandaşın gözünün önündeki sorunlar görmezden gelinmektedir. Bozuk yolların, eksik altyapının, tamamlanmayan projelerin bulunduğu yerlerde pembe tablolar çizmek, aslında halka karşı yapılmış büyük bir saygısızlıktır. Çünkü vatandaş gördüğüne inanır; afişlere, reklamlara ve süslü açıklamalara değil.

    Dünyanın gelişmiş demokrasilerinde siyaset en azından belli bir devlet ciddiyeti ve siyasi ahlak çerçevesinde yürütülmeye çalışılır. Hata yapan siyasetçi hesap verir, verdiği sözü tutamayan kamuoyuna açıklama yapmak zorunda kalır. Bizde ise hesap vermek yerine suçlu aranıyor, eleştireni susturmaya çalışmak daha kolay görülüyor.

    Şunu açıkça söylemek gerekir ki; yalan üzerine kurulan hiçbir siyasi başarı kalıcı değildir. Gerçekler er ya da geç ortaya çıkar. Seçmeni kandırarak kazanılan her oy, aslında demokrasiye vurulmuş bir darbedir. Çünkü siyasetçinin görevi halkı aldatmak değil, halka hizmet etmektir.

    Türkiye'nin bugün ihtiyacı olan şey daha fazla slogan atan siyasetçiler değil; daha fazla doğruluk, daha fazla samimiyet ve daha fazla hesap verebilirliktir. Vatandaş artık masal dinlemek istemiyor. Verilen sözlerin tutulmasını, yapılan işlerin konuşulmasını ve gerçeklerin saklanmamasını istiyor.

    Yalanla siyaset yapanlar kısa vadede kazanıyor gibi görünebilir. Ancak unutulmamalıdır ki yalanın ömrü kısa, milletin hafızası ise sanıldığından çok daha uzundur. Bir ülkeyi yalanlar değil, doğrular büyütür. Bir toplumu propagandalar değil, dürüstlük ayakta tutar. Siyasetin yeniden itibar kazanabilmesi için önce yalanın değil, hakikatin değer gördüğü bir anlayışın hâkim olması gerekir. Çünkü yalanın normalleştiği yerde ne siyaset kalır ne de demokrasi.