Bel fıtığında birçok hasta için cerrahi kararından daha zor olanı, hangi yöntemin kendisi için en doğrusu olduğuna karar vermek olabiliyor. Tıbbın hızla değiştiği günümüzde, mikrocerrahi ve endoskopik (kamera) yani tam kapalı yöntemlerin ameliyat sonrası ‘sakat kalma’ veya ‘aylarca yatalak olma’ korkusunu ortadan kaldırdıklarını paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Mikrocerrahi ve kapalı yöntemin avantajları farklıdır. Burada kritik nokta, hastanın fıtık yapısına göre en doğru tedaviye karar vermek" açıklamasında bulundu.

Bel fıtığı tedavisinde artık eski korkuların geride bırakıldığı yeni bir dönem yaşanıyor. Bel fıtığı tedavisindeki cerrahinin temel hedefinin hastanın dokusuna en az zararı vererek onu en kısa sürede ayağa kaldırmak olduğunu paylaşan Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Teknolojinin bize sunduğu iki büyük imkân olan mikrocerrahi ve kapalı yani endoskopik yöntemler devreye giriyor. Her iki teknik de başarısını kanıtlamış olsa da hangisinin hangi hastaya uygulanabileceği fıtığın karakterine göre değişiyor” diye konuştu.

Ameliyatın yöntemi fıtığın yerine ve ihtiyacına göre belirlenmeli

Mikrocerrahi tekniğinin beyin, sinir ve omurga ameliyatlarının 'altın standardı' olarak görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Operasyon sırasında yaklaşık 3-5 santimetrelik küçük bir alandan girilerek, yenil nesil mikroskoplar altında çalışılıyor. Bu mikroskop bize fıtığı ve sinir köklerini o kadar net ve üç boyutlu gösteriyor ki, hata payımız neredeyse yok denecek kadar azalıyor. Mikrocerrahi özellikle fıtığın yanı sıra kemik kanalında daralma olan veya fıtığı kireçlenmiş hastalarda ve bel kayması olan hastalarda daha çok tercih ediliyor. Çünkü o yüksek çözünürlük sayesinde, siniri zedelemeden daralan kanalları genişletme ve sertleşmiş dokuları temizleme şansı çok daha yüksek oluyor” dedi.

Eğer fıtık patlamış ise o zaman kapalı ameliyat yani endoskopik yönteme yöneldiklerinin altını çizen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Bu yöntemde ise sadece kalem kalınlığında bir tüp ve ucundaki minik kamera ile vücuda giriliyor. Bir santimetreden bile küçük bir delikten girilerek yapılan bu operasyonda, vücudun yükünü taşıyan bel kasları kesilmeden fıtığa ulaşılır. Kas dokusunun korunması, hastanın ameliyat sonrası neredeyse hiç ağrı hissetmemesini sağlar. Endoskopik yöntemin en çarpıcı yönü ise iyileşme hızıdır; hastalar operasyondan sadece birkaç saat sonra yürüyebilir ve aynı gün taburcu olabilirler. Dikiş gerektirmeyen ve estetik açıdan belirgin iz bırakmayan bu yöntem, özellikle hızlıca iş hayatına dönmek isteyen aktif bireyler ve sporcular için benzersiz bir konfor sağlar” diye konuştu.

Fıtığın yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumu tedaviyi etkiliyor

Hangi yöntemin uygulanacağı sorusunun cevabının tamamen kişiye özel yani hastanın fıtık yapısına ve omurga yapısına bağlı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Selçuk Göçmen, “Genç, doku hasarının minimumda kalmasını isteyen ve sadece tek seviyeli, taze bir fıtığı olan hastalarda kapalı yani endoskopik cerrahi ilk seçenek olarak öne çıkar. Ancak fıtık kireçlenmişse, fıtığa ciddi kemik kanal daralması eşlik ediyorsa veya daha önce aynı bölgeden ameliyat olunmuşsa, mikrocerrahinin sunduğu geniş hareket alanı daha güvenli bir sonuç verir. Cerrahide temel kural, cerrahın bilgi birikimi ve tecrübesidir. Bu tür ameliyatların kararında her hastaya özgü tedavi yöntemi belirlenmelidir. Sonuçta her iki yöntem de hastanın sosyal yaşamına hızla dönmesini hedeflerken, nihai seçimi fıtığın yeri, büyüklüğü ve hastanın genel durumu belirler” açıklamasında bulundu.