Kirlenmiş kağıtlara bakıyorum bazen. Üzerinde mürekkep, çizik, leke, yırtık, buruşturulmuş köşeler. Kağıt kirlenmiş olabilir. Peki üzerinde duran kelimeler de kirlenir mi? Bir kelime, yanlış ellerde kullanıldığında anlamını kaybeder mi? Yoksa kelimeler, onları kullananlardan daha mı temizdir? Belki de asıl kirlenen kelimeler değil, kelimelerin arkasına saklanan niyetlerdir.   

Bir gazeteci olarak kağıdın ne kadar değerli olduğunu bilirim. Çünkü kağıt yalnızca üzerine yazı yazılan bir nesne değildir.  Kağıt, tanıklık eder. Bir dönemin acısını, sevincini, yalanını, gerçeğini, kavgasını ve suskunluğunu saklar. Yıllar sonra bir kağıdı elinize aldığınızda yalnızca yazılanları değil, yazılmadığı halde satır aralarında bırakılanları da görürsünüz.  Bazen bir kelime koskoca bir dönemin fotoğrafını çeker.  

Fakat kağıt kirlenebilir. Üzerine yalan yazılabilir. Gerçek çarpıtılabilir. Bir insanın onuru bir kaç cümleyle zedelenebilir.  Bir toplumun hafızası bir kaç sahte haberle bulanıklaştırılabilir. İşte o zaman insanın aklına şu soru geliyor. Kirlenen kağıt mıdır, yoksa o kağıda yazılan düşünce mi? Ben kelimelerin kolay kolay kirlenmediğine inanıyorum. Çünkü kelimelerin kendisi masumdur. Adalet kelimesi kirli değildir. Demokrasi kirli değildir. Özgürlük kirli değildir. Hak kelimesi kirli değildir.   

Aynı şey gazeteci kelimesi içinde geçerlidir. Gazetecilik kirli bir meslek değildir.  Tam tersine, toplumun gözü, kulağı ve hafızası olma sorumluluğunu taşıyan onurlu bir iştir. Fakat gazeteciliği kendi çıkarının aracı haline getirenler, gerçeğin yerine parayı, gücün karşısında hakikatin yerine korkuyu koyanlar, yalnızca kendi isimlerini değil, mesleğin itibarını da kirletirler.  Kağıt kirlenir, ama gerçek kirlenmez.   

Gerçeğin üzerini kapatabilirsiniz. Üzerine başka cümleler yazabilirsiniz. Onu yalanlarla boğmaya çalışabilirsiniz. Fakat gerçek, zamanı geldiğinde bir yerden mutlaka kendisini gösterir. Çünkü gerçek bazen gazete sayfasında görünmez; İnsanların hafızasında yaşar. Bir babanın anlattığı hikayede, bir işçinin unutamadığı haksızlıkta, bir köylünün yıllarca taşıdığı sitemde, bir çocuğun büyüdüğünde sorduğu soruda yeniden ortaya çıkar.   

Tarih boyunca nice kağıtlar yakıldı. Nice kitaplar toplatıldı.  Nice yazılar sansürlendi.  Nice kelimelerin önüne duvarlar örüldü.  Ama insanın düşüncesini tamamen susturmak hiç bir zaman mümkün olmadı. Çünkü kelimeler kağıda mahkum değildir.  Kelime bazen bir insanın dilinden çıkar, başka bir insanın hafızasına yerleşir. Oradan yıllarca yolculuk eder. Belki de bu yüzden bazı insanlar kelimelerden korkar.  

Çünkü doğru kurulmuş bir cümle, koca bir yalan düzenini sarsabilir. Bir gazetecinin yazdığı bir kaç satır, yıllardır susan insanların konuşmasına neden olabilir. Bir şairin tek bir dizesi, bir toplumun unuttuğu duyguyu yeniden hatırlatabilir.  Bir çocuğun sorduğu basit bir soru, yetişkinlerin yıllardır kurduğu bütün bahaneleri yerle bir edebilir. Kirlenmiş kağıtlara aldanmamak gerekir.  

Bir kağıdı üzerinde leke olabilir ama kelimenin içinde hakikat olabilir. Buruşmuş bir sayfanın üzerinde dünyanın en temiz cümlesi durabilir. Tertemiz, beyaz, parlak bir sayfanın üzerinde ise koca bir yalan yazabilir. Demek ki mesele kağıdın temizliği değildir.  Mesele, insanın elinin ve vicdanının temizliğidir.  Kelimeler bizim aynalarımızdır.  Ne söylediğimiz kadar, neden söylediğimizde önemlidir.  Aynı kelime bir insanın ağzında umut olur, başka bir insanın ağzında tehdit. Aynı “adalet” kelimesi birinin vicdanından çıkınca insanın yüreğine dokunur, bir başkasının dilinden çıkınca yalnızca siyasi bir slogan olarak kalır.  

Yıllar sonra kağıt sararır, mürekkep solar, sayfalar yıpranır. Fakat yazılan sözün hesabı bitmez. Bir gün biri o eski kağıdı eline alır ve okur. “Bunu kim yazmış?” diye sorar. Sonra ardından başka bir soru gelir. “Bunu neden yazmış?”  İşte asıl  mesele oradadır. Çünkü insanın yazdığı her kelime, bir gün kendisine geri dönebilir. Kağıt eskir. Mürekkep solar. Kirlenmiş kağıtlarda kelimeler de kirlenir mi? Hayır... Kelimeler kirlenmez. 

Buradan Harun Özdemir’e beni takip ettiği için teşekkür ediyorum. “Abi köşe yazılarını takip ediyor ve okuyorum” dedi. “Fakat çok uzun yazıyorsun, dinlenip dinlenip okuyorum” deyince bunu beni daha fazla memnun etti. Sevgiler Harun kardeşim.