“BİLDİĞİN NE VARSA YAZMALISIN”
Hasan Hüseyin Yalvaç ile Saray'da eski Pazar yerinde Arıcılar'ın kahvesinin önünde oturup çay içerken saatlerce şiirden konuşurduk. Kimi zaman bir şiirin tek bir dizesi üzerine uzun uzun yorum yapardık. Kimi zaman hayatı, insanı, memleketi konuşurduk. Onun için şiir yalnızca kelimeleri yan yana getirmek değildi. Şiir; insanı anlamaktı, sokağın sesini duymaktı, halkın derdini kendi yüreğine taşımaktı.
Bir gün yine şiir üzerine konuşurken bana şöyle demişti. “Bildiğin ne varsa yazmalısın. Bildiklerin senin değil, halkındır.” Bu söz o zamandan beri hafızamda. Çünkü o yazmayı kendine ait bir ayrıcalık olarak görmüyordu. Bildiği, gördüğü, yaşadığı ne varsa insanlarla paylaşılması gerektiğine inanıyordu. Kalemin kişisel bir mülk değil, topluma karşı bir sorumluluk olduğunu düşünüyordu.
Belki de bu yüzden şiirlerinde yalnız kendisini değil, yaşadığı coğrafyanın insanlarını, onların sevinçlerini, acılarını, umutlarını ve yarım kalmış hikayelerini şiirlerine taşıdı. Şimdi, Arıcılar’ın kahvesinin önünde bir çay masası hayal ediyorum. Sandalyeler yerinde, çay bardakları masada: Ama Hasan Hüseyin Yalvaç yok.
Saatlerce şiir konuştuğumuz o sohbetlerin yerinde şimdi derin bir sessizlik var. İnsan bazı dostlarını kaybedince yalnızca bir insanı kaybetmiyor. Onunla birlikte bazı sohbetleri, bazı cümleleri, bazı bakışları ve bir dönemin hatıralarını da kaybediyor. Hasan Hüseyin Yalvaç’tan geriye şiirleri, yazıları ve anıları kaldı. Birde kulağım da hâlâ çınlayan o cümlesi.
“Bildiğin ne varsa yazmalısın. Bildiklerin senin değil, halkındır. “ Şimdi sıra bizde. Bildiğimiz ne varsa yazacağız. Çünkü bazı insanlar öldükten sonra susmaz. Onları tanıyanların kaleminde yaşamaya devam ederler. Hasan Hüseyin Yalvaç için şiir sadece kağıda yazılan dizeler değildi. Şiir hayatın kendisiydi. Sokağın sesiydi. İnsanın acısıydı. Bir çocuğun gülüşüydü. Bir annenin bekleyişiydi. Bir işçinin alın teriydi. Bir köylünün toprağa bakışıydı. Ve belki de en önemlisi, insanın kendisini ve yaşadığı dünyayı sorgulamasının bir yoluydu.
Hasan Hüseyin Yalvaç, bildiklerini kendisine saklayanlardan değildi. Yaşadıklarını, gördüklerini, düşündüklerini, tanıklık ettiklerini yazıya, şiire aktarmayı bir sorumluluk olarak görüyordu. Kalemin yalnızca sahibine değil, topluma ait olduğuna inanıyordu. Belki de gerçek bir şairi gerçek bir şair yapan şeylerden biri budur.
Şair, yalnızca kendi duygularını anlatmaz. Yaşadığı zamanın tanığı olur. İnsanların söyleyemediklerini söyler. Görmezden gelinenleri görünür kılar. Unutmaya yüz tutmuş hikayeleri yeniden hatırlatır. Hasan Hüseyin Yalvaç’ta bunu yapmaya çalışan bir şairdi. Onunla konuşurken insan yalnızca şiir konuştuğunu sanırdı. Oysa farkında olmadan hayatı, insanları, dostluğu, yalnızlığı, memleketi, geçmişi ve geleceği konuşuyorduk.
Şimdi düşünüyorum da; Belki de o kahvenin önündeki sohbetler, aslında hayatın en güzel dersleriydi. Bir şairin dünyasına yakından tanıklık etmekti. Çay bardağının buharında dizeler aramak, insanların yüzlerinde hikayeler görmekti. Bugün Arıcılar’ın kahvesinin önünden geçerken insanın aklına ister istemez o günler geliyor.
Hasan Hüseyin Yalvaç'ın ardından geriye şiirleri, yazıları, kitapları ve onu tanıyan insanların hafızasında bıraktığı izler kaldı. Ama bence onun en büyük miraslarından biri, yazmaya yüklediği anlamdı. “Bildiğin ne varsa yazmalısın. Bildiklerin senin değil, halkındır.” Bu cümle bugün her zamankinden daha anlamlı. Çünkü yaşadığımız çağda çok şey konuşuluyor ama çok az şey gerçekten yazılıyor.
İnsanlar görüyor ama yazmıyor. Tanık oluyor ama anlatmıyor. Biliyor ama susuyor. Oysa yazmak, bazen unutulmaya karşı tutulmuş bir nöbettir. Bir insanın yaşadıklarını yazmak, bir dönemin hafızasını korumaktır. Bir köyü, bir sokağı, bir dostluğu, bir insanı anlatmak; aslında geleceğe bir belge bırakmaktır. Hasan Hüseyin Yalvaç’ın “Bildiklerin senin değil, halkındır.” Sözü de tam burada anlam kazanıyor.
Hasan Hüseyin Yalvaç, artık aramızda değil. Ama onunla yapılmış sohbetler, sözler ve yazılmış dizeler hala bizimle. Bende o kahvenin önünde ki çay sohbetlerinden kalan en önemli cümleyi unutmuyorum. “Bildiğin ne varsa yazmalısın. Bildiklerin senin değil, halkındır.” Şimdi geriye dönüp baktığımda, o cümlenin yalnızca bana söylenmiş bir söz olmadığını düşünüyorum. Belki de Hasan Hüseyin Yalvaç, bütün yazarlara, bütün şairlere ve kendisinden sonra gelecek herkese sesleniyordu.