SOSYAL MEDYA “KAÇ KİŞİ BEĞENMİŞ?” ÇILGINLIĞI
Bir zamanlar insanlar yazıyı okumaya, sözü dinlemeye, fikri tartışmaya önem verirdi. Bugün ise çoğu zaman ilk baktığımız şey ne yazının içeriği ne de fotoğrafın anlattığı hikâyedir. Gözümüz doğrudan ekranın altında ki o küçük rakama gider. “Kaç kişi beğenmiş?” Bir paylaşımın değeri, çoğu zaman bir kaç saniye içinde bu rakama göre belirlenir. İnsanlar içeriği anlamadan, düşünmeden, hatta bazen gerçekten bakmadan karar verir. Bir şeyin iyi olup olmadığını anlamak için artık okumaya değil, saymaya ihtiyaç varmış gibi.
Sanki doğruluğun, güzelliğin, başarının ve değerin tek ölçüsü beğeni sayısı olmuş gibi. Sosyal medya, insanları birbirine yakınlaştırmak için ortaya çıktı. Fakat zamanla insanların birbirini sayılar üzerinden değerlendirdiği bir platforma dönüştü. Bir paylaşım binlerce beğeni alıyorsa önemli kabul ediliyor, yüz beğeni aldıysa sıradan görülüyor. Oysa gerçeğin beğeni sayısıyla hiçbir ilgisi yoktur.
Bugün bir çok kişi, paylaşım yaparken “Acaba kaç kişi beğenecek?” diye düşünüyor. Hatta paylaşım yaptıktan sonra dakikalarca telefonunu elinden bırakmıyor. Beğeni geldikçe mutlu oluyor, biz buna mutluluk sarhoşu diyoruz, beğeni gelmeyince de morali bozuluyor. Bu durum özellikle gençler üzerinde ciddi psikolojik baskılar oluşturuyor. İnsanlar kendilerini başkalarıyla kıyaslamaya çalışıyor, bu da zamanla özgüven kaybına ve sürekli onay arayışına dönüşüyor.
Aslında sorun yalnızca beğeni sayısı da değildir; sorun, insanın kendi değerini dışarıdan gelen tepkilere bağlamasıdır. Bir paylaşımın az ilgi görmesi, o kişinin değersiz olduğu anlamına gelmez. Ama sosyal medya düzeni çoğu zaman bunu hissettirmeye çalışır. Böylece insanlar kendi seslerini değil, kalabalığın sesini takip etmeye başlar. İnsanlar artık doğal fotoğraf paylaşmaktan bile çekiniyor. Çünkü beğeni alamama korkusu var. En güzel açı bulunuyor, filtreler uygulanıyor, onlarca deneme yapılıyor. Gerçek hayat yerine sanal bir vitrin hazırlanıyor. Amaç yaşamak değil, beğenilmek oluyor.
İşin ilginç yanı ise herkes aynı şeyi yapıyor. Birbirinin paylaşımını inceliyor, kim kaç beğeni almış, kimin takipçisi artmış, kim daha popüler olmuş. Adeta görünmez bir yarış yaşanıyor. Oysa beğeni sayısı karakteri göstermez. İnsanlığın ölçüsü değildir. Dürüstlüğü, emeği, ahlakı ve vicdanı hiç bir sosyal medya uygulaması rakamlara dönüştüremez.
Bugün öyle insanlar vardır ki sosyal medyada on binlerce beğeni alırlar ama komşularının adını bile bilmezler. Öte yandan hiç sosyal medya kullanmayan, sessiz sedasız yaşayan nice insanlar vardır ki hayatları boyunca yüzlerce insana iyilik etmişlerdir. Hangisi daha değerlidir? Sosyal medyanın algoritmaları da bu çılgınlığı körüklüyor. (Algoritma; bir hedefe ulaşmak için belirli bir sırayla uygulanan kurallar ve adımlar bütünüdür.) Çok beğeni alan içerikler daha fazla kişiye gösteriliyor. Böylece insanlar daha fazla görünür olmak için her yolu denemeye başlıyor. Kimi zaman bilgi yerine sansasyon, kalite yerine gösteriş, samimiyet yerine yapaylık öne çıkıyor.
Beğeni satın alanlar, sahte hesaplarla etkileşim oluşturanlar, sırf dikkat çekmek için gerçek dışı paylaşımlar yapanlar da bu düzenin bir parçası hâline geliyor. Çünkü amaç artık doğruyu söylemek değil, çok konuşulmak oluyor. Oysa tarihe baktığımızda büyük düşünürlerin, bilim insanlarının ve sanatçıların çoğu eserlerini beğeni almak için üretmedi. Onlar doğru bildiklerini söylediler, inandıkları değerlerin peşinden gittiler. Şimdi zaman onları haklı çıkardı.
Sosyal medya elbette kötü değildir. Doğru kullanıldığında bilgi paylaşmanın, haberleşmenin ve insanlara ulaşmanın güçlü bir aracıdır. Ancak beğeni sayısını hayatın merkezine koyduğumuz anda sosyal medya bizi yönetmeye başlar. İnsan, kendisini rakamlarla ölçmeye başladığında özgürlüğünü kaybeder. Her paylaşım bir sınava, her yorum bir not kâğıdına dönüşür. Oysa insanın gerçek değeri; ailesine, dostlarına, yaşadığı topluma ve insanlığa kattıklarıyla ölçülmelidir. Kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir. Bir paylaşımı gerçekten beğendiğimiz için mi beğeniyoruz, yoksa herkes beğendiği için mi? Bu yüzden ekranın altında ki rakamlara değil, yüreğimizde taşıdığımız değerlere odaklanalım.