Çocuklar Kayboluyor, Sorumlular Susuyor
Her yıl yüz binlerce çocuk suça sürüklenirken, sistem sorumluluğu üzerinden atıyor.
Sevgili okurlarımız,
Bu hafta işlemek istediğim konu, ülkenin siyasi ve ekonomik durumu olmasına rağmen; bunlardan daha önemli gördüğüm, çocuklarımızın geleceğine dair kuşkularım nedeniyle çocuk ölümleri ve çocukların suça bulaşması meselesini yeniden irdelemek oldu.
Bu yazıyı kaleme alırken TBMM’deki muhalefet vekillerinin meclis kürsüsünden yaptığı konuşmaları dikkatle dinledim. İlginç olan; çocuklarımızın geleceğine yönelik somut adımlar atılması gerektiğini dile getiren bu yapıcı konuşmaların büyük ölçüde muhalefet vekillerinden gelmesi, iktidar vekillerinin ise bu konuşmalara verdiği tepkilerin içimizi acıtmasıdır. Yine de meclisi oluşturan hiçbir siyasi partinin bu duruma tepkisiz kalacağını düşünmek istemiyorum.
15 Nisan 2026’da yaşanan vahim olayın, ülkenin siyasi iradesi tarafından ciddiyetle ele alınması ve bundan sonrası için radikal kararların hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ancak mecliste bu konuya ilişkin görüşmeleri dinlediğimizde, siyasi iradenin ne yaptığı da sorgulanmalıdır. Gördüğümüz kadarıyla meclis, her zamanki gibi, göstermelik bir refleksle yaklaşık 500 vekilin katılımıyla bir araştırma komisyonu kurmuştur. Elbette bu doğru bir adımdır. Ancak benzer vahim olaylarda muhalefet partilerinin daha önce defalarca araştırma önergesi vermesine rağmen bu önerilerin işleme alınmadığı da bilinmektedir. Bu kez ise halkın tepkisini azaltmak adına, kerhen de olsa önergenin kabul edildiği izlenimi oluşmaktadır.
Aslında her şeye yetkili olup hiçbir şeyden sorumlu olmayan yönetim anlayışı, halkın öfkesinden kaçmak için farklı yönlendirmelere başvurmaktadır. Bu olayda katil açıkça terörist ya da çete mensubu olarak nitelendirilmemiş, konu farklı yönlere çekilmeye çalışılmıştır. Sanki bu ülkede çocuklar çocukluklarını sağlıklı şekilde yaşayabiliyormuş gibi… Sanki cemaat yurtlarında çocuklara yönelik istismarlar yaşanmamış gibi… Sanki ihmaller sonucu çıkan yangınlarda çocuklar hayatını kaybetmemiş gibi… Sanki milyonlarca öğrencinin geleceği karartılmamış gibi… Ve sanki daha bir ay önce eğitim camiasında bir öğretmen öldürülmemiş gibi…
Bu vahim gerçekler ortadayken, konunun tartışılması bazı kesimlerin işine geliyor. Yapılan savunma ise oldukça basit: “Katil çocuk anormaldi, dizilerden etkilendi; devletin ne suçu var?” Oysa 24 yıldır yönetilen bu ülkede sadece 2025 yılında 500 bin çocuk hakkında savcılık soruşturması açılmış, bunların yaklaşık 1200’ü cinayetle yargılanmıştır. Yani her yıl ortalama 100 çocuk cinayet suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktadır.
Şimdi sormak gerekiyor: Bu suça sürüklenen 500 bin çocuğun tamamı mı “anormal”? Hepsi mi dizilerden etkileniyor? Hepsi mi özenti içinde? Eğer her yıl bu kadar çocuk suça bulaşıyorsa ortada çok büyük ve sistemsel bir sorun vardır.
Peki suçlu kim?
Üç kuruş para için günde 10 saat çalışmak zorunda kalıp çocuklarıyla ilgilenemeyen aileler mi?
Bir kalıp sabunu, bir temizlik görevlisini dahi temin edemeyen okullar mı?
Mesleki itibarı zedelenen öğretmenlik sistemi mi?
Şiddeti özendiren diziler mi?
Toplumsal ahlakı zedeleyen, bilimsel hiçbir katkısı olmayan gündüz kuşağı programları mı?
Birilerinin bu sorulara açık ve net cevap vermesi gerekiyor.
Bu ülkede devlet neden var? Çocuklar bu ülkenin geleceği değil mi? Devlet, çocukların bakımını ve yetiştirilmesini yalnızca ailelerin sırtına yükleyerek sorumluluktan kaçabilir mi?
Bu devlet ve bu meclisi oluşturan siyasiler neden var?
Neden bu ülkede çocuklar doktorlara, bilim insanlarına, öğretmenlere özenmiyor?
Neden hayaller değişti?
Cevap aslında çok açık: Çünkü bugün oluşturulan düzende, eğitimle yükselme ve geleceğini kurtarma inancı zayıflatılmıştır. Bunun yerine; şiddet, kolay kazanç, haksız yollarla elde edilen başarı bir “çıkış yolu” gibi sunulmaktadır.
Maalesef devlet, çocuklara iyi bir gelecek sağlamak yerine; yanlış politikalar ve hatalı tercihlerle onları belirsizliğe sürüklemektedir.
Saygılarımla.