ads
DOLAR 49.37 ₺
EURO 55.15 ₺
STERLIN 65.29 ₺
G.ALTIN 6,621.47 ₺
Ç.ALTIN 10,785.56 ₺
BİLEZİK 6,016.17 ₺
BTC 83,900.46 $
ETH 2,556.80 $
BİST 0.00

    Nazmi METİN

    BENİM VE SİZİN SİYASİ KARİYERİNİZİ KİM ÇALDI?

    Yayınlama: Okunma: 11

    Siyasette insanın önüne bazen öyle duvarlar örülür ki o duvarları kimin ördüğünü uzun süre anlayamazsınız. Önünüzde ki duvarları rakipleriniz olduğunu sanırsınız. Oysa bazen en büyük engeller, sizinle aynı yolda yürüdüğünü söyleyenlerden çıkar. Aynı sloganları atar, ayni partinin rozetini taşırlar. Fakat iş paylaşmaya, hak teslim etmeye geldiğinde bütün dostluklar bir anda unutulur. Ve insanın aklına bir soru düşer. Benim ve sizin siyasi kariyerinizi kim çaldı?

    Bu soruyu sormak kolay (zor) değildir. Önce nerede hata yaptığını kime güvendiğini, hangi sözlere inandığını ve yıllarca verdiği mücadele, uğruna zamanından ve emeğinden vazgeçtiği değerleri hatırlatır. Sonra dönüp siyasetin koridorlarına bakar. Birde görür ki kendisi mücadele ederken bazıları mücadeleyi değil, mücadele edenlerin önünü kesmeyi öğrenmiştir. Siyasetin acı tarafıda budur. Bazen insanı siyasi rakipleri yenmez; Kendi etrafında kurulan hesaplar yok eder. Siyasi hırsızlar, kişilerin halkın önüne çıkıp kendisini anlatmasına bile fırsat vermez. Çünkü daha sahneye çıkmadan arkasından hesaplar yapılmış, geleceği için değil, gideceği hakkında kararlar verilmiştir.

    Hırsızlık denildiğinde çoğumuzun aklına bir başkasına ait olan malı almak gelir. Oysa siyasette kaybedilen her şey bir mal ya da makam değildir. Bazen yılların emeği, bazen insanın kendisine duyduğu güven, bazende hak ettiğine inandığı bir fırsat elinden alınır. İşte tam burada siyasetin en önemli sorunu ortaya çıkar: Emeğin yerine yakınlık, liyakatin yerine sadakat, özgür iradenin yerine de kişisel hesaplar geçerse siyaset amacından uzaklaşır.

    Siyasette herkes rakibinin kim olduğunu bilmek ister. Çünkü rakibinizle aranızda ki mesafeyi ölçebilir, onunla yarışabilir, düşüncelerinizi ortaya koyabilirsiniz. Fakat aynı safta yürüdüğünüz kişilerin sizin için hangi hesabı yaptığını bilmiyorsanız bu işinizi daha zor hale getirebilir. Bugün sizinle birlikte yürüyen biri, yarın önünüze, konulacak bir engelin parçası olabilir. Bugün sizi desteklediğini söyleyen biri, yarın sizin partide olmamanız için başka hesaplar içinde olabilir. Ve, siyasette bu tiplerden oldukça da vardır.

    Demokratik siyasetin doğasında rekabet vardır, anlaşmazlık da. Asıl mesele, bu süreçlerin açık ve adil yürütülüp yürütülmediğidir. Bir insanın siyasi fırsatını elinden almak, fikirlerini ortadan kaldırmaya çalışmak başka bir şeydir. Siyasi ahlak tam da bu ayrım da ortaya çıkar. Eğer birileri sizi siyasette tehdit olarak görüyorsa, siz yükselmeye çalışırken sizi aşağı çekmeye çalışıyorsa burada sorgulanması gereken bir anlayış vardır. Çünkü demokratik siyaset, bir kişinin önünü keserek başka bir kişinin önünü açma sanatı değildir.

    Siyaset, aslında farklı insanların aynı oluşumun içinde birbirleriyle yarışabilmesidir. Ne yazık ki bazı siyasi oluşumların içinde yarış çok önceden belirlenebiliyor. İnsanların ne düşündüğünden çok kimin yanında durduğu, nasıl bir siyasi anlayışından çok kime yakın olduğu önem kazanıyor. Böyle bir ortamda siyasi emek veren insanın kendisini dışlanmış hissetmesi hem üzücü hemde şaşırtıcı olmuyor. Çünkü adi ve kalitesiz bir siyaset yapıldığı için her şey ortadadır.

    Siyasette, hiç kimsenin siyasi fırsatları kendisine aitmiş gibi görmeye hakkı yoktur. Bir partinin üyeleri, bir örgütün emekçileri, bir siyasi hareketin gönüllüleri yalnızca seçim zamanı hatırlanacak insanlar değildir. Onlarında düşünceleri, beklentileri ve karar süreçlerine katılma hakları vardır. İşte bu yüzden bir insanın yıllarını verdiği mücadele, bir kaç kişinin (siyaset bilmez) kişisel tasarrufuna bırakılamaz. İnsanlar yalnızca birilerine yakın oldukları için değil, ortaya koydukları siyasi birikim üzerinden değerlendirilmelidir.

    Eğer birileri kapalı kapılar ardında sizin hakkınızda karar veriyor, sizinle açıkça konuşmak yerine arkanızdan planlar yapıyorsa, bu resmen siyasi işgüzarlıktır. Çünkü demokratik bir yapıda hiç kimse dokunulmaz değildir. Hatta, hiç kimse partinin sahibi değildir. Ve hiç kimse kendi geleceğini güvence altına almak için başkasının geleceğini belirsizliğe mahkum edemez bu yanlıştır ve siyasi hırsızlıktır.

    Siyasetin temel sorusu aslında çok basittir: İnsan neden siyaset yapar? Halka hizmet etmek için mi? Haksızlıklarla mücadele etmek, daha adil bir düzen kurmak için mi? Yoksa, güç kazanmak çevresine nüfuz etmek ve kişisel beklentilerini gerçekleştirmek için mi? Ancak siyasetin kişisel çıkar arayışına dönüştüğü örnekler, bütün siyasi yapılara zarar verir, çünkü koltuk amaç haline geldiğinde ilk kaybedilen şey ilkeler olur.

    Burada "siyasi hırsızlık" sözüyle kastedilen, başkasının emeğini, fırsatını ya da siyasi geleceğini kendi çıkarı uğruna gasp ettiği düşünülen anlayıştır. Bu hukuki anlamda bir suç tespiti değil, siyasi ve ahlaki bir eleştiridir. Çünkü siyasi hırsızlık bazen bir makamın başkasına verilmesiyle değil, o makama ulaşabilecek yolların belirli kişilere kapatılmasıyla tartışma konusu olur.

    Son söz: benim siyasi kariyerimi kim çaldı? Bu sorunun cevabı, yalnızca geçmişte yaşananları hatırlamakta değil, yaşananları doğru biçimde sorgulamakta saklıdır. Çünkü siyasette haksızlığa uğradığını düşünen bir insanın en büyük gücü, yalnızca yüksek sesle itiraz etmesi değildir. İtirazını gerekçelendirebilmesi, sorularını açıkça sorabilmesi ve savunduğu ilkeleri kendisi içinde başkaları içinde aynı şekilde uygulayabilmesidir. Ama unutmayın; Bir insanın önüne engel koymak, onun düşüncelerini ortadan kaldırmaz. Bir kapıyı kapatmak, bütün kapıların sonsuza kadar kapalı kalacağı anlamına gelmez.