ads
DOLAR 48.79 ₺
EURO 56.11 ₺
STERLIN 65.43 ₺
G.ALTIN 6,865.89 ₺
Ç.ALTIN 11,116.00 ₺
BİLEZİK 6,200.48 ₺
BTC 81,080.94 $
ETH 2,620.52 $
BİST 0.00

    TEKİN SÖNMEZ

    ÇOCUKLARIMIZA KAHRAMAN DİYE KİMİ İZLETİYORUZ?

    Yayınlama: Okunma: 9

    Bir düşünün…

    Çocuğunuz televizyonda bir kahraman izliyor.

    Elinde silah var.

    Etrafında adamları var.

    Parası var.

    Gücü var.

    Korkulan bir adam.

    Hukuk onun için çoğu zaman bir engel değil. Mahkeme beklemiyor. Savcı beklemiyor. Polis beklemiyor.

    Kendi kararını veriyor.

    Kendi adaletini dağıtıyor.

    Sonra da biz ona “kahraman” diyoruz.

    Peki gerçekten kahraman mı?

    Yoksa çocuklarımıza farkında olmadan başka bir şey mi öğretiyoruz?

     

    KAHRAMAN MI, SUÇLU MU?

    Türkiye’nin televizyon ve sinema tarihinde suç dünyasını merkezine alan çok sayıda yapım oldu.

    Deli Yürek, Ezel, Kurtlar Vadisi, Adanalı, Sessiz Fırtına, Teşkilat…

    Sinema tarafında da benzer karakterlerle karşılaştık.

    Elbette her yapımın hikâyesi aynı değil. Her diziyi aynı kefeye koymak da doğru değil.

    Ama yıllar içerisinde ortak bir karakter tipi ortaya çıktı.

    Kuralları kendi koyan adam.

    Silahı var.

    Gücü var.

    Adamları var.

    Ve gerektiğinde hukukun yerine kendisini koyuyor.

    Bazen suç işliyor ama “vatan” için.

    Bazen adam öldürüyor ama “kötüleri temizlemek” için.

    Bazen kanunları çiğniyor ama “devlet için”.

    İşte benim itirazım tam burada.

    Çünkü çocuğun zihninde çok tehlikeli bir denklem oluşuyor:

    Güçlüysen haklısın.

     

    DEVLET NEREDE?

    Şimdi soruyorum:

    Bu ülkede devlet yok mu?

    Polis yok mu?

    Jandarma yok mu?

    Savcı yok mu?

    Mahkeme yok mu?

    Kanun yok mu?

    Varsa neden sürekli birileri devletin yerine geçiyor?

    Neden suçluyu yakalamak yerine kahramanımız suçluyu kendi yöntemiyle cezalandırıyor?

    Neden adalet mahkeme salonunda değil de sokakta dağıtılıyor?

    Ve neden bütün bunlar “kahramanlık” hikâyesi içerisinde anlatılıyor?

    Bir devletin gücü, bireyin silahından daha büyük olmalıdır.

    Bir ülkede adalet varsa, kimsenin kendi adaletini dağıtmasına ihtiyaç olmamalıdır.

    Devletin olmadığı yerde mafya güçlenir. Hukukun olmadığı yerde silah konuşur.

    Peki biz gençlere hangi yolu gösteriyoruz?

     

    RACON MU, HUKUK MU?

    Bir dönem “racon” kelimesi hayatımızın içine sokuldu.

    Adamın konuşması…

    Bakışı…

    Yürüyüşü…

    Silahı…

    Masa başındaki oturuşu…

    Yanındaki adamları…

    Bunların tamamı bir güç gösterisine dönüştürüldü.

    Gençler izledi.

    Taklit etti.

    Sözlerini kullandı.

    Karakterlerini örnek aldı.

    Şimdi burada çok açık bir soru soralım:

    Bir çocuğun örnek alması gereken kişi mafya babası mı, bilim insanı mı?

    Silah kullanan mı?

    Kitap yazan mı?

    İnsan korkutan mı?

    İnsan yetiştiren mi?

    Kolay para kazanan mı?

    Emek veren mi?

    Bence asıl tartışmamız gereken mesele bu.

     

    BİZ NEYİ NORMALLEŞTİRİYORUZ?

    Bir şeyi sürekli izlerseniz bir süre sonra ona alışabilirsiniz.

    Şiddeti sürekli gösterirseniz şiddet sıradanlaşabilir.

    Silahı sürekli gösterirseniz silah sıradanlaşabilir.

    Mafya düzenini sürekli gösterirseniz mafya karakteri sıradanlaşabilir.

    İntikamı sürekli kahramanlıkla birleştirirseniz intikam normalleşebilir.

    Burada dizileri tek başına suçlamak kolaycılık olur.

    Çünkü mesele yalnızca televizyon değil.

    Aile var.

    Okul var.

    Sosyal medya var.

    Arkadaş çevresi var.

    Eğitim sistemi var.

    Kültür var.

    Devletin gençlik politikaları var.

    Ve bütün bunların ortasında bir genç var.

     

    12 EYLÜL'DEN SONRA NE DEĞİŞTİ?

    12 Eylül 1980 darbesi Türkiye’nin siyasi, sosyal ve kültürel hayatında derin izler bıraktı.

    Sonraki yıllarda toplum değişti.

    Televizyon hayatımıza daha fazla girdi.

    Özel televizyonlar yaygınlaştı.

    Tüketim kültürü büyüdü.

    Sonra internet geldi.

    Şimdi sosyal medya var.

    Bugün genç bir insanın karşısına ne çıkacağını yalnızca ailesi veya öğretmeni belirlemiyor.

    Telefonundaki algoritma bile belirliyor.

    Bir videoyu izliyor.

    Arkasından başka bir video geliyor.

    Sonra başka bir tane…

    Ve bir bakıyorsunuz, genç insanın karşısına sürekli aynı dünya çıkıyor:

    Para, güç, şöhret, silah, gösteriş, lüks ve şiddet.

    Peki kitap nerede?

    Bilim nerede?

    Meslek nerede?

    Üretim nerede?

    Sorgulamak nerede?

     

    FUTBOLCU DA OLSUN, SANATÇI DA...

    Burada yanlış anlaşılmasın.

    Genç futbolcu olmak istiyorsa olsun.

    Sanatçı olmak istiyorsa olsun.

    Şarkıcı olmak istiyorsa olsun.

    Festivalde eğlenmek istiyorsa eğlensin.

    Bunların hiçbirine karşı değiliz.

    Karşı olduğumuz şey, gençliğin önüne başka bir gelecek seçeneği koymamaktır.

    Bir çocuğa “oku, araştır, üret” demek yerine sürekli “ünlü ol” derseniz…

    “Çok para kazan” derseniz…

    “Güçlü ol, herkes senden korksun” derseniz…

    Bir süre sonra ortaya nasıl bir toplum çıkacağını düşünmek zorundayız.

     

    KİM KAZANIYOR?

    İşte benim asıl sorum burada.

    Bu kültürden kim kazanıyor?

    Şiddetin normalleşmesinden kim kazanıyor?

    Kolay paranın cazip hale gelmesinden kim kazanıyor?

    Gençlerin sorgulamak yerine tüketmesini kim istiyor?

    Ve daha önemlisi…

    Gençliğin geleceği yerine bugünün gösterişine yatırım yapan bir toplumdan kim fayda sağlıyor?

    Bu soruların cevaplarını ben vermiyorum.

    Çünkü bazı soruların cevabını okuyucu kendisi aramalı.

    Ama soruları sormaktan da korkmamalıyız.

     

    ASIL KAHRAMAN KİM?

    Benim kahramanım elinde silah taşıyan adam değil.

    Benim kahramanım, çocuğunu okutmak için gece gündüz çalışan anne babadır.

    Benim kahramanım, laboratuvarda sabahlayan bilim insanıdır.

    Benim kahramanım, öğrencisinin geleceği için mücadele eden öğretmendir.

    Benim kahramanım, alın teriyle çalışan işçidir.

    Benim kahramanım, tarlasını ekip üreten çiftçidir.

    Benim kahramanım, hastasının başından ayrılmayan sağlık çalışanıdır.

    Benim kahramanım, hukukun üstünlüğünden vazgeçmeyen insandır.

    Çünkü gerçek güç, insanları korkutmak değildir.

    Gerçek güç, insanlara fayda sağlamaktır.

     

    SON SÖZ

    23 yıl önce başlayan bir televizyon dizisi bugün hâlâ konuşuluyorsa, demek ki yalnızca bir dizi izlememişiz.

    Bir kültür oluşturmuşuz.

    Bir karakter tipi oluşturmuşuz.

    Bir kahramanlık anlayışı oluşturmuşuz.

    Şimdi dönüp kendimize sormamız gerekiyor:

    Biz çocuklarımıza nasıl bir kahramanlık hikâyesi bırakıyoruz?

    Silahın mı?

    Raconun mu?

    İntikamın mı?

    Mafyanın mı?

    Yoksa bilimin, emeğin, hukukun ve insanlığın mı?

    Çünkü çocuklarımız bugün kimi izlerse, yarın biraz da onun dünyasını kuracaktır.

    Ve unutmayalım:

    Bir ülkenin geleceği yalnızca sandıklarda değil, çocukların zihninde kurulur.