İnsan, kendi düşüncesiyle var olmalı; başkasının gölgesinde değil, kendi doğrularının ışığında yürümelidir. Bir insanın en büyük kaybı parasını, makamını ya da itibarını kaybetmesi değildir. En büyük kayıp kendi aklını başkasına kiraya vermesi, vicdanını birilerinin beklentilerine teslim etmesi ve zamanla kendisi olmaktan vazgeçmesidir.
Ne bir siyasetçinin, ne bir partinin, ne bir yöneticinin, ne de gücünü başkalarının sessizliğinden alan bir çevrenin sözcüsü olmayın, kendi düşünceniz, kendi duruşunuz, kendi sözünüz olmalı. Birileri sizi yanında görmek istiyorsa düşüncelerinize saygı duyduğu için istesin; sizi kendi çıkarlarına hizmet edecek bir araç olarak gördüğü için değil.
Çünkü arka bahçe olmak, başkasının ön bahçesinde sergilenen başarıların arkasında görünmeden çalışmak, başkalarının büyümesi için kendi değerinden vazgeçmek, başkasının yanlışlarını örtmek uğruna kendi doğrularını susturmaktır. Üstelik arka bahçede yetişen her şey, bahçenin sahibine ait sayılır. Emeği siz verirsiniz, gölgesinden başkası yararlanır. Mücadeleyi siz verirsiniz, övgüyü başkası toplar. Bedeli siz ödersiniz, kazancı başkası sahiplenir.
Sonra bir bakarsınız ki yıllarca yanında durduğunuz insanlar, sizin varlığınızı bir hak, yokluğunuzu ise önemsiz bir ayrıntı olarak görmeye başlarsa, iste o zaman anlarsınız değerinizin ne kadar önemli olduğunu. Bu nedenle birilerine destek olmak başka şeydir, birilerinin gölgesinde yaşamaya mahkum olmak başka şeydir.
Bir düşünceye sahip olmakla birilerinin düşüncelerini tekrar etmek arasında büyük bir fark vardır. Düşünen insan soru sorar. Sorgulayan insan yanlışları görür. Yanlışları gören insan gerektiğinde yanlışlara itiraz eder. Ancak başkasının arka bahçesine dönüşmüş kişi, sorgulamayı sadakatsizlik, itirazı düşmanlık, farklı düşünmeyi ise ihanet olarak görmeye başlar. Ve düşünmekten korkmayın.
Yanlış yapan birine susarak destek vermek, onu doğruya yönlendirmekten daha kolaydır. Fakat kolay olan her davranış doğru değildir. İnsanların size kızmasından korkarak doğrularınızı saklarsanız bir süre sonra kendi düşüncelerinizden uzaklaşırsınız. Bazı sözleri söylemekten vazgeçerseniz, ardından da bazı gerçekleri görmezden gelirsiniz. Sonunda birilerinin duymak istediği cümleleri kurarken kendi sesinizi kaybedersiniz.
Şöyle biraz düşündükten sonra: Kendi fikirlerinizi söyleyemiyorsanız, başkasının fikrini savunmak size ne kazandırır? Kocaman bir hiç: Çünkü siyaset insanların ortak geleceğini belirlemek için yapılır.
Bir kişinin egosunu tatmin etmek, bir gurubun çıkarlarını korumak ya da bir avuç insanın kendi çevresine güç devşirmesi için değil. Ne yazık ki bazı siyasi yapılarda kişiler fikirleriyle değil, kime yakın olduklarıyla değerlendirilir. Böyle bir ortamda liyakatin yerini yakınlık, düşüncenin yerini bağlılık, ortak aklın yerini ise kişisel hesaplar almaya başlar. Bir insanın değeri, ortaya koyduğu fikirlerle değil de birilerine ne kadar sadık olduğuyla ölçülüyorsa orada ciddi bir sorun var demektir. Ve bu sorun yalnızca siyasetin değil, toplumun geleceğini de ilgilendirir.
Siyaset, koşulsuz itaat edenlerin değil özgürce düşünebilen insanların katkısıyla gelişir. Siyaset uğruna kişiliğinizden vazgeçmeyin. Bir koltuğa yakın olmak için kendi doğrularınızdan uzaklaşmayın. Şunu unutmayın sizin elinizde kalması gereken şey, birilerinin size verdiği değer değil; kendinize verdiğiniz değerdir. Sizden sürekli destek bekleyen ama sizin düşüncelerinizi önemsemeyen kişiler, dostluğun değil, kullanışlılığın peşindedir. Sizi yalnızca kendilerine hak verdiğinizde severler, aslında sizi değil, kendi fikirlerinin yankısını seviyor olabilirler. Son söz; kendiniz olmaktan vazgeçmeyin. Sizin başkasının arka bahçesinde ne işiniz var.