Siyaset, makam sahibi olma hevesi değil; topluma karşı sorumluluk taşıma sanatıdır. Siyaset, herkesin istediği zaman elini kolunu sallayarak girebileceği, hiç bir bilgiye, birikime ve anlayışa ihtiyaç duymadan yönetici koltuğuna oturabileceği sıradan bir uğraş değildir. Siyaset; insanı tanımayı, toplumu anlamayı, sorunları doğru tespit etmeyi, çözüm üretmeyi ve bütün bunları yaparken kamu yararını kişisel çıkarların üzerinde tutmayı gerektirir. Çünkü siyasetçinin verdiği kararlar yalnızca kendi hayatını değil binlerce insanın yaşamını etkiler.
Ne yazık ki günümüzde siyasetin anlamıyla makamın cazibesi sık sık birbirine karıştırılıyor. Kimi insanlar siyasete topluma hizmet etmek için değil, bir unvanı edinmek, çevresinde itibar görmek, sözünü daha fazla dinletmek ve kendisine bir çıkar alanı oluşturmak için yöneliyor. Şimdi ki zamane toplumda bunların sayısı oldukça fazla; böyle olunca da siyasetin içi boşalıyor, yönetim anlayışı kişilerin hırslarına teslim oluyor. Yine tekrarlıyorum, siyasette bu tipler itibar gördüğü sürece bölgesel olarak partiler istediği başarıyı yakalayamaz.
Siyasi anlayışı, bilgisi, birikimi ve toplumsal sorumluluk bilinci olmayan insanlar neden yönetici olmak ister? Daha önemlisi, onları yönetici konumuna kimler ve hangi ölçütlerle getirmektedir? Bir insanın siyasi parti üyesi olması onu kendiliğinden siyasetçi yapmaz, yapmamalıdır. Bir partide uzun yıllar bulunması da tek başına yöneticilik yeterliliğinin kanıtı değildir. Elbette deneyim önemlidir; ancak deneyimin bilgiyle, düşünceyle, muhakemeyle ve halkın sorunlarını anlama becerisiyle birleşmesi gerekir.
Siyaset, yalnızca toplantılara katılmak, bir kaç kişiyle fotoğraf çektirmek, protokol sıralarında görünmek ve seçim dönemlerinde vatandaşın kapısını çalmak değildir. Siyaset, bir kentin neden gelişemediğini sorgulamak, gençlerin gelecek kaygısına çözüm aramak, esnafın sıkıntısını anlamak, emeklinin geçim derdini bilmek ve bütün bunlar için uygulanabilir politikalar geliştirmektir.
Yönetici olmak isteyen bir kişi, önce yönetmek istediği toplumu tanımalıdır. O toplumun, sosyal ilişkilerini, kültürel değerlerini bilmelidir. İnsanların hangi sorunlarla karşı karşıya olduğunu bilmelidir. Siyaset bilgisi olmayan, siyasi kavramları anlamayan, demokratik ilkeleri içselleştirmeyen, eleştiriye tahammül gösteremeyen bir kişinin yöneticilik iddiası elbette sorgulanmalıdır.
Bugün siyasetin en önemli sorunlarından biri, makam arzusunun hizmet anlayışının önüne geçmesidir. Bir koltuğun sağladığı imkanlar, bazı insanlar için o koltuğun gerektirdiği sorumluluklardan daha cazip hale gelebiliyor. Yönetici olmak isteyenler çok: fakat yöneticiliğin yükünü taşımaya eleştirilere cevap vermeye, toplum adına zor kararlar almaya gelince aynı istek her zaman görülmüyor. Sadece kendisine saygı gösterilmesini istiyor, fakat başkalarının düşüncelerine saygı duymuyorsa; herkesin kendisini dinlemesini bekliyor. Aslında bir siyasetçinin değeri, çevresinde ki insanların kendisine ne kadar yakın olduğuyla değil, toplumun sorunlarını ne kadar doğru anlayıp çözüm üretebildiğiyle ölçülmelidir.
Siyasi partiler demokrasinin temel kurumlarıdır. Bir partinin il veya ilçe yöneticiliğine seçilmek, kişiye ayrıcalık kazandıran bir ödül olarak görünmemelidir. Bu görev partinin ilkelerini savunmayı, üyelerin iradesini temsil etmeyi, toplumla bağ kurmayı ve siyasi çalışmaları ortak bir hedef doğrultusunda yürütmeyi gerektirir. Ne yazık ki bir partide yöneticilik, bazen siyasi bilgi ve birikimden çok kişisel yakınlıkların, dar çevrelerin ve karşılıklı beklentilerin etkisinde kalabiliyor.
Yönetici olmak isteyen herkesin kendisine şu soruyu sorması gerekir: Ben yalnızca konuşulmayı mı istiyorum, yoksa dinlemeyi de biliyormuyum? İnsanların beni alkışlamasını mı bekliyorum, yoksa yanlışımı söylediklerinde bundan ders çıkarabiliyormuyum? Bu sorulara verilecek cevaplar, bir insanın yöneticilik anlayışı hakkında çok şey söyler. Siyasi bilgi, yalnızca parti programlarını ezberlemek veya siyasi isimleri tanımak değildir. Bilgi; toplumsal sorunların nedenlerini anlayabilmek, farklı çözüm önerilerini değerlendirebilmek, kaynakların nasıl kullanılacağını kavramak ve kararların olası sonuçlarını öngörebilmektir.