ads
DOLAR 48.45 ₺
EURO 56.33 ₺
STERLIN 65.55 ₺
G.ALTIN 6,961.42 ₺
Ç.ALTIN 11,294.89 ₺
BİLEZİK 6,300.27 ₺
BTC 77,482.17 $
ETH 2,395.67 $
BİST 0.00

    Nazmi METİN

    Nazmi METİN

    MARKETLERDE OYUNCAK REYONLARI 

    Yayınlama: 3 Eylül 2026 Perşembe 20:34 Okunma: 25

    Oyuncak 1.250 lira, peki bir çocuğun hayali kaç lira? Saray'da Pazar yerinin karşısında faaliyet gösteren markette oyuncak reyonunda dolaşırken insanın gözüne sıradan bir oyuncak takılıyor. Kutusunun üzerinde “Off Road Team” yazıyor. Rengi güzel, büyük tekerlekleri var, çocukların ilgisini çekecek bir oyuncak. Fiyat etiketine bakıyorum: 1.250 TL şimdi diyeceksiniz ki, “Ne var bunda? Oyuncak bu.” Alan alır almayan almaz.  

    Evet, Alan var alamayan da var. Ama mesele yalnızca bir oyuncağın 1.250 lira olması değil.  Mesele, bu fiyat etiketinin bize Türkiye’de hayatın ve geçimin nereye geldiğinin göstergesidir.  Çünkü oyuncak dediğimiz şey, bir çocuğun temel ihtiyacı değildir.  Yenmez, içilmez.  Karnı doyurmaz. Faturayı ödemez. Evin kirasına katkı sağlamaz. Birkaç saat, birkaç gün, belki birkaç hafta çocuğun yüzünü güldürür.  Sonra başka bir oyuncak çıkar karşısına, başka bir hayal kurar.  

    Ama bugün bir ebeveyn için 1.250 lira, “Çocuğuma bir oyuncak alayım” deyip kasaya gidilecek kadar basit bir para olmayabilir. İşte insanı düşündüren tarafı da burası.  Bir çocuk oyuncak reyonunda gözünü o oyuncağa diktiğinde, onun dünyasında fiyat etiketi yoktur. O çocuk için o oyuncak maceradır, oyundur, hayaldir. Çocuk oyuncağı eline almak, eve götürmek, odasında oynamak ister. Çocuğun hesabı kitabı yoktur. “Bu ay elektrik faturası ne kadar geldi?” diye düşünmez. “Market alışverişinden sonra cebimizde kaç lira kalacak?” diye sormaz. Sonuçta çocuk: 

    O hesabı ebeveyn yapar. Ve bazen çocuk oyuncağın başından ayrılırken anne-babanın yüzünde ki mahcubiyeti görürüz. “Şimdi olmaz. Sonra alırız.  Başka zaman alırız.” Çocuk belki inanır, belki inanmaz. Ama ebeveynlerin içinde başka bir cümle yankılanır. “Keşke çocuğuma o oyuncağı alabilseydim.”  İşte asıl mesele budur.  

    Bu ülkede insanların yalnızca ekmek, süt, peynir, et gibi temel ihtiyaçları değil; çocuklarının küçük mutlulukları için yapacakları harcamaları bile hesaplamaya başladıysa, ekonomik sıkıntıyı yalnızca rakamlarla anlatamazsınız. Çünkü ekonomik kriz sadece market rafında ki fiyat değildir.  Ekonomik kriz, bir çocuğun istediği oyuncağı alamayan babanın sessizliğidir.   

    Ekonomik kriz, çocuğunun doğum gününde ne alacağını kara kara düşünen annenin sorunudur. Ekonomik kriz, bir çocuğun arkadaşında gördüğü oyuncağı kendi evinde neden göremediğini anlamaya çalışmasıdır.  Ve ekonomik kriz bazen bir marketin oyuncak reyonunda, 1.250 liralık bir fiyat etiketinde karşımıza çıkar.   

    Elbette bu ülkede 1.250 liralık oyuncağı hiç düşünmeden alabilecek insanlarda var. Buna kimsenin itirazı yok. İnsanların ekonomik durumları aynı değil.  Kimi için 1.250 lira küçük bir harcama olabilir, kimi içinse ay sonuna kadar yapılacak hesabın önemli bir parçasıdır.  Ama toplumun tamamına bakmak zorundayız.  

    Çünkü mesele zengin olanın oyuncak alması değil: mesele, dar gelirli bir ailenin çocuğuna küçük bir mutluluk yaşatmak istediğinde bunun ciddi bir bütçe hesabına dönüşmesidir.  Bir çocuk “Baba bunu alalım mı?” diye sorduğunda ebeveyn önce fiyat etiketine, sonra çocuğunun gözlerine bakıyorsa, burada durup düşünmek gerekir. Biz çocuklara nasıl bir ülke bırakıyoruz? Çocukların hayal kurduğu oyuncak reyonları mı, yoksa fiyat etiketlerine bakıp hayallerinden vazgeçtikleri reyonları mı?  

    Bugün 1.250 liralık bir oyuncak üzerinden konuşuyoruz. Yarın başka bir ürün üzerinden konuşacağız. Çünkü mesele tek bir ürünün fiyatı değil.  Mesele, hayatın her alanında vatandaşın karşısına çıkan fiyatların aile bütçesini ne kadar zorladığıdır.  Türkiye’nin en büyük parası olan 200 TL ile bir oyuncak alamamak daha da vahim: