ads
DOLAR 45.72 ₺
EURO 53.54 ₺
STERLIN 62.08 ₺
G.ALTIN 6,709.98 ₺
Ç.ALTIN 11,044.59 ₺
BİLEZİK 6,160.65 ₺
BTC 76,970.92 $
ETH 2,092.77 $
BİST 0.00

    Nazmi METİN

    Nazmi METİN

    SİYASETTE ŞİDDET NİYE ARTIYOR

    Yayınlama: 25 Mayıs 2026 Pazartesi 17:00 Okunma: 15

    Siyasetin dili sertleştiğinde, toplumda ki öfke ve kutuplaşmada büyümektedir.  Özellikle parti liderlerine yönelik sözlü ya da fiziksel saldırılar, yalnızca bir kişiye değil, aynı zamanda demokrasi kültürüne yapılmış bir tehdit olarak görülmektedir.  Kendini bilmez, sabıkalı ya da şiddet eğilimli bazı kişilerin siyasi liderleri hedef almasının arkasında bir çok toplumsal ve psikolojik neden bulunmaktadır.

    Demokrasi, fikirlerin yarıştığı bir sistemdir. Ancak bazı insanlar fikirle mücadele etmek yerine öfke, nefret ve saldırganlık yolunu seçmektedir. Siyasi, liderler toplumun önünde olan kişiler olduğu için, öfkesini kontrol edemeyen bireylerin hedefi haline gelebilmektedir. Özellikle sosyal medyada yayılan kutuplaştırıcı dil, insanları birbirine düşman gibi göstermekte ve bazı zayıf karakterli kişileri şiddete yönlendirebilmektedir. 

    Bir diğer önemli sebep ise cehalet ve bilinç eksikliğidir. Siyaseti bir hizmet yarışı olarak görmek yerine, fanatik bir kavga alanı olarak gören kişiler; farklı düşünceye tahammül edememektedir.  Oysa demokratik toplumlarda insanlar aynı fikirde olmak zorunda değildir.  Bir lideri eleştirmek ayrı şeydir, saldırmak ise tamamen hukuk dışı ve ahlak dışı bir davranıştır. 

    Toplumda yaşanan ekonomik sıkıntılar, işsizlik, adaletsizlik hissi ve sosyal huzursuzluklar da bazı bireylerin psikolojisini olumsuz etkileyebilmektedir. Kimi insanlar kendi hayatında ki başarısızlıkların ya da mutsuzlukların sorumluluğunu siyasetçilere yükleyerek öfkesini kontrolsüz şekilde dışa vurabilmektedir. Bu durum bazen organize provokasyonlara, bazen de bireysel taşkınlıklara dönüşmektedir.

    Medyanın ve sosyal medyanın dili de burada büyük önem taşımaktadır.  Sürekli hakaret içeren yayınlar, aşağılayıcı söylemler ve düşmanlaştırıcı ifadeler, toplumda ki gerilimi artırmaktadır.  İnsanlar zamanla karşısında ki kişiyi bir insan değil, yok edilmesi gereken bir düşman gibi görmeye başlayabilmektedir. İşte bu noktada da şiddet eğilimli kişiler cesaret bulmaktadır. 

    Ayrıca bazı saldırıların arkasında siyasi provokasyon ihtimali de zaman zaman tartışılmaktadır. Toplumu germek, korku iklimi oluşturmak ya da gündemi değiştirmek isteyen çevreler, böylesi olaylardan fayda sağlamaya çalışabilmektedir. Bu nedenle güvenlik önlemlerinin artırılması kadar, toplumsal sağduyunun korunması da büyük önem taşımaktadır. 

    Oysa siyasetçiler hangi görüşten olursa olsun, halkın oylarıyla görev yapan insanlardır.  Bir siyasi lidere yapılan saldırı; yalnızca o kişiye değil, milyonlarca seçmenin iradesine yapılmış sayılır.  Bu nedenle toplumun her kesiminin şiddeti reddetmesi gerekmektedir.

    Unutulmamalıdır ki fikirler yumrukla değil, düşünceyle yenilir.  Demokrasi; bağırmanın, saldırmanın ya da tehdit etmenin değil, konuşmanın ve ikna etmenin rejimidir.  Toplum olarak öfkeyi değil sağduyuyu büyütmek zorundayız.  Çünkü siyaset meydanlarında şiddetin normalleştiği bir ülkede huzurdan, özgürlükten ve demokrasiden söz etmek giderek zorlaşır.