Bundan 104 yıl önce, bir büyük Dünya Savaşından çıkmış yokluklar içindeki ulusumuz, yüz yılda bir dünyaya gelen bir dehanın, bir liderin, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde kendisine vurulmak istenen prangayı söküp attı. Emperyalizmin biçtiği müstemleke gömleğini parçaladı.

Milletimiz, yüreğindeki vatan ve hürriyet aşkıyla Falih Rıfkı’nın, “Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi ona borçluyuz” diye anlattığı; Mehmet Akif’in, “Ne muhteşem bir zaferdi o… Başka bir dünya doğdu” diye tarif ettiği o büyük destanı yazdı. İşgalcileri aziz vatanın bağrından söküp attı.

Savaş meydanlarında can ve kan pahasına kazanılan zafer, Cumhuriyetin ekonomide, eğitimde, sosyal düzende ve hayatın her alanında yaptığı devrimlerle devam etti. Ve asrı yıla sığdıran Genç Türkiye Cumhuriyeti, Atamızın ifadesiyle “içeride ve dışarıda saygıyla tanınan yeni vatana” dönüştü. Büyük Zaferimiz, emperyalizmin pençesi altındaki mazlum milletlere de yol gösterdi. Bu anlamda Kurtuluş Savaşımız sadece bu toprakların değil, dünyanın tarihinde de önemli bir dönüm noktası oldu.

Bu miras, bugün bizlere hem büyük bir gurur hem de daha özgür, daha müreffeh bir ülke için çalışma azmi ve ödevi vermektedir. Bu çerçevede 30 Ağustos’lar, bizler için kutlama günü olduğu kadar, devraldığımız mirasın sorumluluğunu hatırlama günüdür.

Bu düşüncelerle, 30 Ağustos Zaferimizin yıl dönümünü kutluyor, Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları başta olmak üzere vatan için canlarını ortaya koyan tüm kahramanlarımızı bir kere daha şükran, rahmet ve minnetle anıyorum.