Güç Göstermek Değil, Devleti Temsil Etmek Gerekir
Yöneticilik, makam odasında oturmakla değil; kriz anlarında sergilenen tavırla belli olur. İdarecilik ise yetkiyi kullanma sanatı değil, insan yönetme becerisidir. Herkes makam sahibi olabilir ama herkes devleti temsil edemez.
Saray, yaklaşık 52 bin nüfuslu bir ilçe. İnsanların birbirini tanıdığı, aynı sokaklarda yaşadığı, aynı sofralarda buluştuğu, doğrudan olmasa bile akrabalık ve dostluk bağlarının bulunduğu bir yer. Böyle bir ilçede yaşanan her gerginlik, sadece olayın taraflarını değil, bütün toplumu etkiler. Bu nedenle yöneticilerin attığı her adım, kullandığı her söz ve sergilediği her davranış çok daha büyük anlam taşır.
Pazartesi günü yaşanan olay, Saray adına üzücü bir tablo ortaya çıkardı. Bir vatandaşın belediye önünde tepkisini göstermek amacıyla karpuzlarını yere dökmesi, sıradan bir protesto olarak geçiştirilemez. Bu görüntü, ortada çözülmemiş bir sorunun ve sağlıklı yürütülememiş bir iletişimin bulunduğunu gösteriyor.
Elbette belediyelerin uygulamak zorunda olduğu kurallar vardır. Elbette kamu düzeni sağlanacaktır. Buna kimsenin itirazı olamaz. Ancak yöneticiliğin gerçek başarısı, kuralları yalnızca uygulamak değil, o kuralların neden gerekli olduğunu vatandaşa anlatabilmektir.
Devletin gücü, vatandaşına karşı üstünlük kurmak için değil; vatandaşın sorununu çözmek için vardır. Yetki, baskı kurmanın değil, adaletli davranmanın aracıdır. Bir yönetici, karşısındaki insan öfkeli diye aynı sertlikle karşılık veremez. Çünkü onu diğerlerinden ayıran şey makamı değil, temsil ettiği devlet ciddiyetidir.
Bugün ülkemizin dört bir yanında, intihar girişiminde bulunan insanları saatlerce konuşarak hayata döndüren kaymakamlar, emniyet müdürleri ve kamu görevlileri var. Demek ki ikna etmek mümkündür. Demek ki diyalog kurmak mümkündür. O hâlde bir esnafı, bir seyyar satıcıyı ya da hakkını arayan bir vatandaşı dinlemek ve çözüm üretmek de mümkündür.
Hiç kimse durup dururken belediye önünde ürünlerini yere dökmez. Böyle bir noktaya geliniyorsa, sadece vatandaşı suçlamak kolaycılıktır. Asıl sorulması gereken soru şudur: "Bu insan neden kendisini duyurabilmek için böyle bir yönteme başvurmak zorunda kaldı?"
İyi yöneticiler, olay büyümeden çözen kişilerdir. Kötü yöneticiler ise olay büyüdükten sonra otorite göstermeye çalışanlardır. Gerçek otorite, bağırıp çağırmakta değil; öfkeyi yatıştırabilmektedir.
Bu yazı, bir tarafı haklı çıkarma çabası değildir. Kurallar herkes için geçerlidir. Ancak kuralları uygulayanların da iletişim dili, sabrı ve temsil sorumluluğu vardır. Çünkü vatandaş devleti önce yöneticinin yüzünde görür.
Saray, küçük bir ilçe olabilir ama yaşanan her olay büyük dersler içerir. Bundan sonra yapılması gereken, gerginliği büyütmek değil; diyalog kültürünü güçlendirmektir. Makamlar gelip geçicidir. Geriye kalan ise insanların hafızasında bıraktığınız izdir.
Unutulmamalıdır ki güçlü yönetici, gücünü gösteren değil; gücünü hissettirmeden sorun çözen yöneticidir. Devletin itibarı da tam olarak böyle korunur.