Kör İstedi Bir Göz… Siyaset Verdi İki Göz
Türk milletinin yüzyılların süzgecinden geçerek bugüne taşıdığı atasözleri vardır. Bir cümleyle sayfalarca anlatılacak gerçeği özetler. "Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz" da bunlardan biridir.
Bu söz, beklenmeyen bir kazancı anlatır. Ama bazen o kazanç gökten inmez; rakibinizin yaptığı yanlışların eseridir.
Bugün Türk siyasetine baktığımızda bu atasözünü hatırlamamak mümkün değil.
Ana muhalefet partisi aylardır kendi gündemiyle meşgul. Kurultay tartışmaları, parti içi hesaplaşmalar, görevden almalar, istifalar, karşılıklı açıklamalar… Türkiye'nin konuştuğu ekonomi, hayat pahalılığı, emekliler, gençlerin geleceği gibi başlıklarda güçlü bir siyasal söylem üretmesi beklenen bir parti, enerjisinin önemli bölümünü kendi iç krizlerini yönetmeye harcıyor.
Siyasette boşluk kabul etmez. Siz gündemi belirleyemezseniz, gündem sizi belirler. Siz seçmenin sorunlarını konuşmazsanız, seçmen sizin sorunlarınızı izlemeye başlar.
Belki de iktidarın en büyük siyasi avantajı tam da burada ortaya çıkıyor.
Muhalefetin kendi içinde yaşadığı her kriz, iktidarın yükünü biraz daha hafifletiyor. Rakibiniz size karşı mücadele etmek yerine kendi içinde mücadele ediyorsa, sizin ayrıca bir şey yapmanıza gerek kalmıyor. İşte atasözünün siyasetteki karşılığı tam da budur.
Ancak bu yazı sadece muhalefete yönelik bir eleştiri değildir.
Çünkü siyaset tarihimiz, rakibinin hatalarına güvenerek yol alanların da uzun ömürlü olmadığını defalarca göstermiştir. Bugün avantajlı görünenler, yarın aynı rehavetin bedelini ödeyebilir. Seçmen, bir süre sonra kimin hata yaptığını değil, kimin ülkeye çözüm sunduğunu sorgular.
Demokrasi güçlü bir muhalefetle güçlenir. Muhalefetin zayıflaması sadece iktidarın işini kolaylaştırmaz; denetim mekanizmalarını da zayıflatır. Bu nedenle muhalefetin kendi iç tartışmalarını kamuoyu önünde bir yıpratma savaşına dönüştürmesi, yalnızca kendisine değil, siyaset kurumuna da zarar verir.
Bugün yaşananlar, belki de "Kör istedi bir göz, Allah verdi iki göz" atasözünün siyasetteki en güncel örneklerinden biridir.
Fakat unutulmaması gereken başka bir atasözü daha vardır:
"Bugünün kazananı, yarının da kazananı olacak diye bir kural yoktur."
Siyasette kalıcı başarı, rakibin yanlışları üzerine değil, kendi doğruları üzerine inşa edilir. Rakibinizin yaptığı hatalar size seçim kazandırabilir; ancak millete verdiğiniz güven sizi iktidarda tutar.
Atasözleri sadece geçmişi anlatmaz, geleceğe de ışık tutar. Bu yüzden bugün herkesin kendine şu soruyu sorması gerekir:
Acaba gerçekten kazanan kim? Rakibinin hatalarından faydalanan mı, yoksa kendi doğrularıyla güven inşa eden mi?