Siyasetin en büyük silahı bazen söylediği sözler değil, sakladığı gerçeklerdir.

Yıllardır bu ülkede aynı kavramlar dolaşıma sokuluyor: Emek, hukuk, adalet, demokrasi... Her seçim döneminde aynı vaatler, aynı sloganlar, aynı kürsüler...

Peki sonuç?

Halk daha mı zengin oldu? Adalet daha mı güçlendi? Demokrasi daha mı derinleşti?

Hayır.

Tam tersine, siyaset kendi içinde yeni bir sınıf oluşturdu. Bir tarafta iktidarın siyasal ve ekonomik çevreleri, diğer tarafta iktidara talip olan muhalefetin kendi seçkinleri... Vatandaş ise bu kavganın yalnızca seyircisi hâline getirildi.

CHP'de yaşanan ayrışma da bu gerçeğin yeni bir göstergesidir. Bir dönem "birlik" söylemiyle siyaset yapanlar, bugün kendi içlerinde iktidar mücadelesi veriyor. Dün omuz omuza yürüyenler, bugün birbirlerini yanlış yapmakla suçluyor.

Demek ki mesele ilke ya da ülke değilmiş.

Demek ki mesele halk da değilmiş.

Mesele, gücü kimin elinde tutacağıymış.

KÜÇÜK BURJUVAZİ KENDİ KAVGASINI VERİYOR

Türkiye'de yıllarca iktidarın karşısında konumlanan ana muhalefet, şimdi kendi içinde bölünüyor. Yeni oluşumlar, eski kadroları suçluyor; eski kadrolar ise ayrılanları eleştiriyor.

Vatandaşın aklına ise tek bir soru geliyor:

Bu kavga gerçekten millet için mi, yoksa siyasi gelecek için mi?

Altı Ok tartışılıyor...

Parti kimliği tartışılıyor...

Koltuklar tartışılıyor...

Ama pazarda fiyatlar konuşulmuyor.

Emeklinin maaşı konuşulmuyor.

Gençlerin umutsuzluğu konuşulmuyor.

Çiftçinin üretim maliyeti konuşulmuyor.

İşçinin alın teri konuşulmuyor.

Siyaset, milletin gündemini konuşmak yerine kendi gündemini ülkenin gündemi gibi sunuyor.

TEHLİKELİ GİDİŞAT

Bugün Türkiye'de yaşanan en büyük tehlike yalnızca ekonomik kriz değildir.

Asıl tehlike, siyasetin halktan uzaklaşmasıdır.

Siyaset, toplumun sorunlarını çözmek yerine kendi geleceğini planlamaya başladığında demokrasi zayıflar. Çünkü demokrasinin gerçek sahibi partiler değil, millettir.

Bir ülkede siyaset, dar kadroların güç mücadelesine dönüşürse, halk sadece seçimden seçime hatırlanır.

İŞTE ASIL BURJUVAZİLEŞME BUDUR

Siyasi elitlerin kendi dünyalarını kurması, kendi hesaplarını yapması ve halkın beklentilerini ikinci plana itmesi...

Bunun adı değişim değil, düzenin kendini yeniden üretmesidir.

SON SÖZ

Türkiye'nin artık yeni sloganlara değil, yeni bir siyaset anlayışına ihtiyacı var.

İnsanların parti rozetinden önce ekmeği, ideolojik tartışmalardan önce adaleti, siyasi hesaplardan önce hukuku konuştuğu bir düzene ihtiyaç var.

Aksi hâlde iktidarlar değişir, muhalefet değişir, parti tabelaları değişir...

Ama değişmeyen tek şey, milletin omuzlarındaki yük olur.

Ve tarih bize şunu defalarca göstermiştir:

Halkın sorunlarını unutan siyasetçiler, günü geldiğinde halk tarafından unutulmaya mahkûmdur.