PREKARYA
Dünyanın değişen yüzü, yalnızca teknolojiyi, şehirleri ya da üretim biçimlerini dönüştürmedi; aynı zamanda insanın çalışma hayatında ki yerini de kökten sarmıştır. Bir zamanlar, iş dediğimiz şey, belirli saatleri, belirli güvenceleri ve belirli bir geleceği ifade ederdi. Bugün ise giderek daha fazla insan için iş, belirsizlik, güvencesizlik ve geçicilik anlamına geliyor. İşte bu yeni sınıfa verilen ad: Prekarya.
Prekarya, “precarious” yani güvencesiz kelimesinden türetilmiş bir kavramdır. Bu sınıfın insanları ne tam anlamıyla işsizdir nede gerçek anlamda güvenceli bir çalışan. Onlar sürekli değişen işlerde çalışan, çoğu zaman sigortasız ya da düşük ücretlerle hayatını sürdürmeye çalışan, yarının ne getireceğini bilmeyen bireylerdir. Kuryeler, Fereelance çalışanlar, “Freelance’ler esnek mesai saatleri ve çalışma yeri özgürlüğüyle, ihtiyaç duyulduğunda farklı müşterilere hizmet sunan serbest meslek erbabı olarak kabul edilir.” Sözleşmeli işçiler, geçici görevliler. Hepsi bu görünmez kalabalığın parçalarıdır.
Prekarya’nın en büyük sorunu yalnızca ekonomik değildir. Asıl mesele, geleceğin belirsizliğidir. İnsan, yarınını planlayamadığında yalnızca cebinde ki parayı değil, umutlarını da kaybetmeye başlar. Araba almak, ev almak, aile kurmak gibi hayatın temel kararları bile ertelenir. Çünkü prekarya için yarın, her zaman bir soru işaretidir. Ancak bütün bu başlıkların üzerinde yükselen tek bir temel mesele vardır, güvencesizlik. Daha açık bir ifadeyle, prekarya’nın en büyük sorunu belirsizlik içinde yaşamak zorunda kalmasıdır.
Bu durumun ortaya çıkmasında küreselleşme, dijitalleşme ve esnek çalışma modellerinin büyük payı vardır. Şirketler maliyetleri düşürmek ve daha hızlı hareket edebilmek için kalıcı istihdam yerine geçici çözümlere yönelirken, bireyler de bu sistemin içinde ayakta kalmaya çalışır. Kulağa ilk bakışta cazip gelebilir. Sabit saatler yok, patron baskısı az, istediğin işi seçme imkanı var. Bu yüzden bazıları prekaryayı, çalışma özgürlüğü olarak görür. Ancak bu esneklik çoğu zaman özgürlük değil, zorunlu bir uyum biçimidir.
Prekarya, aynı zamanda bir kimlik krizidir. Çünkü insan, yaptığı işle kendini tanımlar. Ben ne iş yapıyorum? Sorusuna net bir cevap veremeyen birey, zamanla aidiyet duygusunu da kaybeder. Bu da toplumsal bağların zayıflamasına, bireyin yalnızlaşmasına ve güvensizlik duygusunun artmasına yol açar. İnsan yüzyıllardır kendini yaptığı işle tanımlar. İşçiyim, esnafım demek yalnızca bir mesleği değil, aynı zamanda bir aidiyeti, bir hayat düzenini ve toplumsal bir yeri ifade eder. Prekarya ise bu sürekliliği parçalar. Çünkü burada iş geçicidir, rol değişkendir, yarın belirsizdir. Dolayısıyla kişi, ben neyim? Sorusuna net bir cevap veremez hale gelir.
Diğer taraftan prekarya, yalnızca bir mağduriyet hikayesi değildir. Aynı zamanda yeni bir farkındalığın da kapısını aralayabilir. Bu sınıf, haklarını aramayı, örgütlenmeyi ve yeni dayanışma biçimleri geliştirmeyi öğrenebilir. Tarih boyunca her dönüşüm, yeni mücadele alanları yaratmıştır. Prekarya,da kendi sesini bulduğu ölçüde, sistemin dönüşümün de etkili olabilir. Sonuç olarak prekarya, modern dünyanın sessiz ama büyüyen gerçeğidir. Bu gerçek görmezden gelindikçe, yalnızca bireyler değil, toplumun bütünü zarar görür. Çünkü güvencesizliğin yaygınlaştığı bir yerde, huzur da kalıcı olmaz. Belki de asıl mesele, yeni bir çalışma düzeni kurmaktan önce, insanın emeğine yeniden değer vermeyi öğrenmektir.
Prekarya’yı özetlersek, insanları tek bir yere götürmez. Belirsizlik, yalnızlık ve arayış arasında gidip gelen bir yola sürükler. Bu yolun sonunda ne olacağı ise kesin değildir. Belki de asıl mesele, bu yolun nereye çıktığından çok, insanların bu yolda nasıl yürüdüğüdür.