Sevgili okurlar; bu yazımızda vatan toprağı ve millet olgusunu işlemeyi düşündüm
Üzerinde yaşadığımız kara ve deniz parçasına vatan toprağı, bu toprak üzerinde yaşayan insanlara millet, milleti oluşturan yapıya ise devlet denilir.
Devletin görevi; yapacağı idari ve iktisadi yasalar ile milleti en iyi şekilde temsil etmek, bulunduğu ortamda her türlü iç ve dış saldırıya karşı millet ile el birliği yaparak vatan toprağını canı pahasına korumak, iktisadi olarak ise milleti en müreffeh, herkesin eşit şartlarda yaşamını sürdürebileceği bir ülke hâline getirmektir.
Geçmiş yıllarda ülkeyi yöneten siyasiler, zor şartlarda olsa dahi bir sistem kurmuş; sistemsel olarak orta ve alt direkler diye sınıflar ayrılmış, zengin kesim ise her zaman var olmuştur. Bu oluşan sistemde halk, nispeten eşit şartlarda hayatını sürdürmeye çalışmış; oluşan aksaklıklar siyasi irade tarafından irdelenerek çözüm bulunmaya çalışılmıştır.
Günümüzde ise siyasi iradeler çok farklı bir sistem uygulayarak ülkeyi zenginler ve fakirler olarak iki sınıfa bölmüş, orta direk tabir edilen sınıf yok edilmiş, alt sınıf ile üst sınıf arasında korkunç bir uçurum oluşturulmuştur. Bu oluşturulan sistemde zengin kesimi oluşturan yüzde 17’lik kesim tamamen siyasi iradenin tarafında yer almış, halkın yüzde 83’ünü oluşturan fakir kesim ise sadece karnını doyurabilecek durumda bırakılmıştır.
İşte konumuz olan vatan toprağını koruma görevi de bu fakir kesime verilmiştir. Vatan toprağını koruyan fakir halk çocukları, bu görevi yaparken şehit olan fakir halk çocukları, istihdamı oluşturan fakir halk çocukları, devletin temel geçim kaynağı olan vergileri veren fakir halk çocukları, tabiatı koruyan fakir halk çocuklarından oluşan bir sistem oluşturulmuştur.
Ülke sınıfsal olarak tamamen bölünmüş; emek veren ile emeği sömüren kitleler belli olmasına rağmen, adalet karşısında bile bu sınıflar ayrıma uğramış, kişiye göre adalet sistemi geliştirilmiş, ezilen halk hep haksız duruma düşmüş ama ezen kesim daha da büyümüş, daha da zenginleşmiştir.
Bu oluşan sisteme isyan eden, demokratik haklarını korumaya çalışanlar ise ya makam ve rant verilerek susturulmaya çalışılmış, bu başarılamayınca yargı eliyle içeri atılarak bertaraf edilmeye başlanmıştır.
Yaşadığımız süreçte eğitim sistemi dejenere edilmiş, müfredat sürekli değiştirilmiş, devlet okulları sistemsel olarak belli siyasi görüşlere doğru yönlendirilmiş, binlerce özel okul açtırılarak öğrencilerin özel okullara yönlendirilmesi sağlanmaya çalışılmıştır.
Siyasi irade, ülkenin eğitim sistemini içinden çıkılmaz bir duruma getirmiş; yıllarca eğitim veren okullar imam hatip olarak değiştirilmiş ancak hiçbir siyasetçi çocuklarını devlet ve imam hatip okullarına göndermeyip yurt dışında eğitime göndermiştir. Yine buradan anlaşılacağı üzere yoksul halk, devlet okullarında eğitim görmeye devam etmiştir.
Sevgili okurlar; bu ülke bizim. Bu ülkenin geleceği, bu halkın içinden çıkan insanlar ile sağlanacaktır. Bu nedenle ülkemize sahip çıkmamız, içimizdeki sadece menfaat için siyaset yapanlara karşı durmamız gerekiyor.
Şairin dediği gibi:
“Türkiye’ye neden Türkiye denmiş,
Bu isim bu yurda gökten mi inmiş?
Demek ki apaçık bedel ödenmiş,
Bu memleket bizim, bu vatan bizim.”
“Laz da benim, Çerkez de benim, Kürt de benim,
Bunlar aza, bunlar el kol, Türk beden.
Ağzı olan konuşmasın bilmeden,
Bu memleket bizim, bu vatan bizim.”