Türkiye, binlerce yıllık devlet geleneğine sahip, bulunduğu coğrafyanın en önemli ülkelerinden biridir. Tarih boyunca bir çok büyük devletin mücadele alanı olan Anadolu, yalnızca bir toprak parçası değil, aynı zamanda bağımsızlığın ve egemenliğin sembolüdür. Bu nedenle Türkiye'nin dış politikası herhangi bir ülkenin çıkarlarına göre değil, kendi milli menfaatlerine göre şekillenmelidir.

Dünya devletler arasında dostluklar kadar çıkar ilişkileri de vardır. Büyük güçler, zaman zaman kendi politikalarını başka ülkeler üzerinden yürütmek isterler. Ancak güçlü ve bağımsız devletler, başka ülkelerin yönlendirmeleriyle hareket etmez; kendi halkının çıkarlarını esas alır. Türkiye de böyle bir ülkedir ve böyle kalmalıdır. Yani Türkiye Cumhuriyetinin görmek istediği tam bağımsız Türkiye Cumhuriyetidir.

abd, dünyanın en güçlü devletlerinden biri olabilir. Ancak bu durum, Türkiye'nin amerikan politikalarının uygulayıcısı veya bölgesel temsilcisi olması gerektiği anlamına gelmez. Aynı şekilde Türkiye'nin herhangi bir başka ülkenin de komiserliğini yapması düşünülemez. Çünkü bağımsızlık, bir devletin en değerli hazinesidir.

Bir devletin sahip olduğu topraklar, doğal kaynaklar, ekonomik güç veya askeri imkanlar ne kadar büyük olursa olsun, bağımsızlığını kaybettiği anda bu değerlerin anlamı azalır. Çünkü bağımsızlık, bir milletin kendi geleceği hakkında özgürce karar verebilmesinin temel taşıdır. Bağımsız bir devlet, iç ve dış politikaların kendi milli çıkarlarına göre belirler. Başka ülkelerin baskısı altında kalmadan hareket edebilir, halkının beklentilerini ön planda tutabilir. Bu nedenle bağımsızlık, yalnızca siyasi bir kavram değil, aynı zamanda milli onurun ve egemenliğin de simgesidir.

Tarih boyunca milletler bağımsızlıklarını korumak için büyük mücadeleler vermiş, gerektiğinde ağır bedeller ödemiştir. Çünkü özgür yaşamanın değeri, ancak kaybedilme tehlikesi ortaya çıktığında daha iyi anlaşılır. Bağımsızlığını koruyan devletler geleceğe daha güvenle bakarken, başkalarının etkisi altına giren devletler kendi kararlarını alma gücünü zamanla yitirir. Bu nedenle bir devletin en değerli hazinesi altınları, petrolü veya zenginlikleri değil; bağımsızlığıdır. Bağımsızlık korundukça diğer bütün değerler anlam kazanır. Çünkü özgür olmayan bir devletin gerçek anlamda güçlü olması mümkün değildir.

Günümüzde uluslararası ilişkiler son derece karmaşık bir hale gelmiştir. Enerji kaynakları, ticaret yolları, güvenlik politikaları ve bölgesel krizler devletleri zor kararlarla karşı karşıya bırakmaktadır. Böyle bir ortamda Türkiye'nin görevi, büyük güçler arasında taraf olmak değildir, kendi ulusal çıkarlarını koruyacak dengeli bir politika izlemektir. Bir ülkenin başka bir ülkenin komiserliğini yapması, zamanla kendi karar alma mekanizmalarını zayıflatır. Dış politikada bağımsız hareket edemeyen devletler, ekonomik ve siyasi baskılara daha açık hale gelirler. Oysa Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, kendi ayakları üzerinde duran güçlü bir ekonomi, güçlü bir demokrasi ve güçlü bir dış politikadır.

Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, dış politikada "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesini ortaya koyarken Türkiye'nin kendi kararlarını kendisinin vermesi gerektiğini vurgulamıştır. Bu anlayış, ne batının nede doğunun koşulsuz takipçisi olmayı kabul eder. Temel amaç, Türkiye'nin çıkarlarını korumaktır. Bugün de yarın da Türkiye'nin yolu; tam bağımsız onurlu ve milli bir dış politikadan geçmektedir. Türkiye ne amerika'nın ne rusya'nın ne de başka bir küresel gücün komiseri olmamalıdır. Çünkü bağımsızlık, bir milletin sahip olabileceği en büyük değerdir. amerikan emperyalizmine hayır diyoruz.