Trafik denildiğinde çoğu zaman akla araçlar ve sürücüler gelmektedir. Oysa trafik yalnızca direksiyon başında ki insanlardan ibaret değildir. Yayalar da bu trafik denilen sistemin en önemli ve en hassas unsurlarından biridir.  Çünkü bir şehirde trafik güvenliğinin gerçek ölçüsü, en korunmasız olanın, yani yayanın ne kadar güvende olduğuyla belirlenir.  Peki, yayalar trafik kurallarına ne ölçüde uyuyor?  

Günlük hayatta şehir sokaklarına bakıldığında yayaların trafik kurallarına uyma konusunda oldukça farklı davranışlar sergilediği görülmektedir.  Kimi yayalar kırmızı ışıkta sabırla beklerken, kimileri yol boş olduğu anda kuralları göz ardı ederek karşıya geçmektedir.  Özellikle büyük şehirlerde zaman baskısı, acelecilik ve alışkanlıklar, yayaların kurallara uyma davranışını olumsuz yönde etkileyebilmektedir.  “Nasıl olsa araba yok “ düşüncesiyle yapılan kontrolsüz geçişler, ciddi kazalara davetiye çıkarmaktadır.  

Yaya geçitleri ve trafik ışıkları, yayaların güvenliğini sağlamak amacıyla tasarlanmıştır.  Ancak bu alanların her zaman amacına uygun kullanılmadığı da bir gerçektir.  Bazı yayalar, bir kaç metre ileride yaya geçidi olmasına rağmen doğrudan yoldan geçmeyi tercih ediyor.  Bu durum hem kendi hayatlarını riske atıyor hem de sürücüler için ani ve tehlikeli durumlar oluşturmaktadır.  Öte yandan bazı sürücüler de yaya geçitlerinde yayalara öncelik vermediği için yayaların kurallara olan güveni zedelenmektedir.  Bu karşılıklı güvensizlik, trafik düzenini zayıflatan önemli bir etkendir.   

Yayaların trafik kurallarına uyma düzeyi, eğitim ve bilinçle doğrudan ilişkilidir.  Trafik eğitimi çoğu zaman sürücüler üzerine yoğunlaşırken, yayaların da bu sürecin aktif bir parçası olduğu unutulmaktadır. Oysa bireylerin çok erken yaşlarda trafik eğitimi almış olsalar, bireylerin ilerleyen yaşlarında daha dikkatli ve kurallara saygılı olmasını sağlar. Bu nedenle toplumsal bir bilinç oluşturulması büyük önem taşımaktadır.  

Bir diğer önemli faktör ise şehir planlamasıdır. Yetersiz yaya geçitleri, bozuk kaldırımlar, eksik sinyalizasyon sistemleri yayaları kurallara uymamaya iten unsurlar arasında yer almaktadır.  İnsanlar çoğu zaman en kısa ve en pratik yolu tercih ederler. Eğer güvenli geçiş noktaları yeterli ve erişilebilir değilse, yayaların alternatif ve riskli yolları seçmesi kaçınılmaz hale gelmektedir. Bu noktada yerel yönetimlerin sorumluluğu büyüktür.  Yaya dostu şehirler oluşturmak, sadece altyapı değil aynı zamanda bir yaşam kültürü meselesidir.   

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte dikkat dağınıklığı da yayalar için ciddi bir sorun haline gelmiştir.  Özellikle cep telefonu kullanımı, kulaklıkla müzik dinleme gibi alışkanlıklar, yayaların çevreyi algılama becerisini zayıflatmaktadır.  Bundan dolayı yaşanılacak trafik kazasında sürücüye hiç şekilde ceza verilmemesi suç tamamıyla yayaya verilmesi gerekir.  Bu durum, trafik kurallarına uyulsa bile kazaların yaşanmasına neden olmaktadır.  Dolaysıyla yalnızca kurallara uymak değil, aynı zamanda dikkatli olmak da hayati önem taşımaktadır.  

Sonuç olarak, yayaların trafik kurallarına uyma durumu tek yönlü bir mesele değildir.  Bu durum; bireysel bilinç, toplumsal kültür, eğitim seviyesi, sürücü davranışları ve şehir trafiği gibi bir çok faktörün birleşmesiyle şekillenir.  Yayaların kurallara daha fazla uyması için sadece cezai yaptırımlar değil, aynı zamanda bilinçlendirme çalışmaları, eğitim programları ve güvenli şehir planlamaları gereklidir.  Unutulmamalıdır ki trafik bir bütündür.  Yaya, sürücü ve yol birbirinden bağımsız değildir.